devlet, festival ve sesler

Bugün 31 Ekim. Yüzeysel bir insan olmayı çok sevdiğimden, doğrudan başaklar, kılıçlar, güneyden gelen Romalılar ve üstüne çok fazla anlam yüklenmiş runik çakıl çukullarla özdeşleştirdiğim uzak bir halkın, Keltlerin, Samhain festivali. Son hasatın resmen ifadesi ve toprakla bağlantılı bir zihin yapısının toplumsal bünyeyi/varlığı yeniden üretmesinin bir yolu (Durkheim sosyologsa ben neyim, çiftçi miyim, bana ne hasattan?); batılın zaferi. Bir nevi koridor, dar, uzun, sıkıntılı yol, ama bitecek, bu da geçecek; kış gelecek ve olaylar gelişecek, sırf bu hareketlilik bile yıkımı daha az çirkin gösterecek, nerdeyse katlanılır kılacak, insan dediğin elbette öyle düşünecek, çünkü kafa bu kadar basıyor, arıza derinde. Ateş yakayım da kötücül ruhlar kışkışlasın. 20. yüzyılda bu davranışın örneğini görmüyoruz artık derseniz, gelir, tahıl ambarınızı yağmalarım, ona göre.

Bir anlamda haneyle sokağın birbirine girdiği bu şahane, fevkaladenin fevkindeki bu gün hala bir şekilde bizimle olduğuna göre, değişimin (meali: kışın) kapıya geldiğini çakozlayan bilge Keltler, gördüğümüz üzere beşeri coğrafyada epeyce ilerlemişlerdi; içerisi dışarısı neresi iyi biliyorlardı. Bana sorsalar, Çatalhöyük’teki ürkek ve iyi yürekli ama ölü atalarıyla beraber yaşamayı kendilerine yük saymayan insancıklar da biliyorlardı ya, neyse. İçerideki tahıllarla dışarıdaki yakıcı yıkıcı kötü ruhlar birbirine (b)ulaşmasın diye ne yapsak yeridir.  İsteyenler hala ölümle yaşamın aşırı yakınlaştığı bir mitolojik hikaye olarak okuyabilirler Halloween’i, ama bence bu bir kapı festivalidir. O kapıdan geçen, kapı gibi, melez olur. İki tarafı da üstünde taşır  (acaba antropolojiye mi geçsem, yoksa biraz da edebiyatı mı denesem?). Hayır, beşeri coğrafyada karar kılmıştım, o kalsın.

Bentham: “-Ee, n’aptın hacı? Sokak kapısını kapadın mı?”

Şaka bir yana, bu ateşli gece, iyiliğin sadece mecbur kalınca yapıldığını anlatan bir festival olayı gibi kalıyor aklımda. Bir nevi potlatch; “olm madem kötü ruhlar yıkacak, bari onlar haşat etmeden biz biraz yakalım da bir işe yarayalım/yarasın”. Yüzyıllar sonra çokbilmiş Bentham çıkıp da “greatest good of the greatest number” demeseydi de olay bu olacaktı, birisi çıkar bu son-dakika sevabını düşünürdü yani.  Bunu yaparken de yapılan iyiliğin sebebini hep dışarıya koyardı (bkz. dışarıdaki kötü ruhlar, böö), hep kökü dışarıda kalırdı… Batılı iyiyle yanyana koydum farkındayım, bu vesileyle sessizlerle seslileri yanyana getireyim bir düşüneyim bunun üstüne istedim; sıcacık evin içindeki patırtıdan dışarıda kalanların sesi hiç duyulmuyor tabi (Derrida olsa duyardı; kapının dibinde oturmaktan alışkın o).   Sanırım kavramsal bir karışıklık yaşıyorum, ama olsun, daha işin başındayız, daha çok sayfalar yazılacak, çok silinecek, çok çöp çıkacak… Karışık duygular içindeyim, çünkü esas derdim bu kötücül/dışarıdaki seslerin duyulması için düzenlenen festivalin gizli olanı ortaya çıkarışını düşünmekti; kısa bir süre için de olsa zıtları yanyana getirmesi, birbirlerine üstünlüklerini silip (kibar olduğu için siliyor, yoksa silmezdi başka türlü olurdu) atmasıydı, dengelemesiydi (dünya üstündeki en olgun kelime)… Ve bunu müzik yoluyla nasıl yaptığıydı? ben bunu düşünmek istiyordum; devletin sesine bak dediler onun yerine.

Bugün, tez jürimin, odasından b’ele  neşeli bilgelik yayan ve aynı zamanda Faslı bir antropolog olan üyesiyle, festivaller, devlet ve sesler üstüne 2 saat laklak ettik. Vallahi de billahi de bu bir müzikoloji araştırması değil, ben aslında başka şeyle ilgileniyorum dedim;  devletin çıkardığı, devlet olmak isteyenin çıkardığı seslere bakacaksan varım ben dedi. Sonra bir baktım, iki lafın arasında, meğer ben geçen 10-15 yılımı bir gün olur da müziğin sosyal tarihini çalışırsam ne lazım olur diye düşünerek geçirmişim. Bu yüzeysel halimle, daldan dala nasıl atladım, popüler müzik özeti geçtim; iki de Morokko hikayesi dinledim, ondan sonra konuyu müzelere nasıl bağladık,  devleti yadettik; modernity bitti mi, eskidi mi filan böyle büyük sorular sorduk; hayretler içindeyim… Sanki kapı pencere çarptı, böyle bir rüzgar oldu, dışarıdaki rüzgar içerideki tahılları dağıttı…

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s