hiçbir hikaye

Bu sabah dönemin son dersini yaptık. Sınıfa izlemeleri gereken vidyoyu gösterirken, bu yöntemin ne kadarının yaratıcı olduğunu, dersten sonra nerede kahvaltı yapacağımı, bugün kaç öğrencinin ödevini okuyacağımı, havanın ne kadar güzel olduğunu, öte yandan bu derste anlatılanların -insan hakları ihlalleri ve Batılı olmayan bünyeler, demokrasi isteyenler, malumu ilan eden bir asistan -ben- ve öğrencilerin aklından geçebiliyor olan bazı şeyleri düşünüyordum. O sırada vidyoda bir adam çocuğunun kopmuş kolunu bir kum yığını içinde nasıl bulduğunu anlatıyor, anlatırken ağlıyor, sözlerini İngilizce’ye çeviren çevirmenin soğuk ses tonu bütün etkisini öldürüyordu. Bir başkası, insanlar hayatı değiştirmek için başka yola bulamazlarsa şiddete başvururlar, bu kaçınılmazdır, diyordu. Başka bir sahnede kadın öldürülen oğlunun ardından yürüyor, sana bunu yapanların yaptıklarını unutmaya çalışıyorum oğlum, diyordu, Türk televizyonlarındakinin aksine bağırmıyordu. Budizm ne acayip şey diye düşündüm o an. Olan biten Budist bir ülkede geçiyordu çünkü. Acaba bu sınıftaki öğrencilerin kaçı bunları izlerken derinlerde, betonu kırmaya çalışan bir acı duyuyordur, hatta bu acının bireysel bir acı değil kolektif bir acı olduğunu seziyordur? Ben bunu sezmeleri için yardımcı oluyor muyum? Yoksa hayat Batı’da süper sistemik bir şehirde yaşamayanlar için ne berbat, ne çileli, ne rezil, bunu bir kez daha onaylamalarını mı sağlıyorum? Yoksa işte Doğu bu! diyerek oryantalizmi mi besliyorum? Şuradaki kadın öğrenci niye sinsice gülüyor? Gereksiz yere, bu izlediklerimizi Doğu’nun karakteri gibi algılamayalım, diyorum; derken sonunu getiremediğim bir cümleye başlıyorum. Açım. Kahvaltı yapmadım. Karnım guruldamıyor, ama bir yerlerdeki mutsuzluğu yemek yiyerek gidermek istiyorum. Bir şeyler çok yolunda, birtakım başka şeyler yoldan çıkmış durumda ve ben  mükellef kahvaltılar düşünüyorum. Almam gereken çantayı ve boynumu mahvetmeyecek bir yastığı düşlüyorum. Bunların hiçbiri gerekli değil. Belki de yılın bu zamanı kendimi çok yüzeysel buluyorumdur, bu da sınıftaki performansımı etkiliyordur. Derken, öğrencilerimden şu şu şu soruları bir zahmet cevaplamalarını istiyorum; düşünceleriniz bizim için önemlidir….Ne düşünüyorlar acaba? Gelecek dönemki dersi hazırlarken bunlardan yararlanacağım,diyorum. Gelecek dönemki ders kolay mıymış? Tek soru bu. Niye kolay olsun ki ? Hayattaki en güzel şeyler kolay değil, kolay olmuyor; hiçbir güzel hikaye başından başlamıyor; dünyayı değiştirmeye de yaramıyor. Bu sınıfta karşımda oturan öğrenciler dünyayı değiştirmek mi istiyor? Hangi ders daha kolay? Ama ne kadar kolaysa o kadar fos bilgi edineceksin evlat. Evlat dediğime göre bir yaşıma daha girmeye hazırlanıyorum, yine bir havalar bir havalar… Onların yaşındayken dünyayı değiştirmek istiyor muydum? Hiç sanmam. Derste zihnim geziniyordu, başka başka şeylere takılıyordum. Asıl çalışmam gereken konudan kaçıyordum; onu öğrenmemek için elimden geleni yapıyordum; onun dışındaki her şeyle ilgileniyordum. Dünya beni değiştiriyordu. Ben oluyordum, dünya izliyordu. Şimdi şu sınıf da izliyor, ama esneyerek. 50 kişiden sadece biri dönemin son dersinin sonunda yaklaşıp teşekkür ediyor, elini uzatıyor, harbiden şaşırıyorum. Nedir onu teşekkür etmeye iten? Ne yapmış olabilirim ki?

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s