fasulyenin araştırmacının tekniğindeki yeri ve önemi

Bundan birkaç yıl önce etraftan en sık aldığım öğüt “hızlan biraz”dı; özellikle de benim eylemlerimin önemsiz, benden başka herkesin çok önemli şeyler yaptığını kabullenen küçük çaplı kamuoyum bana böyle diyordu, ben de ikna olmuştum: çok tembelsin, çok yavaşsın, çok ürkeksin, adım atmaya yüreksizsin, emin değilsin, çok düşünüyorsun, kararsızsın… Beynimin içindeki kocaman fasulye ise “yahu bir saniye, bence biraz hızlı gitmiyor muyuz, azıcık dursak dinlensek” diyordu.

Sonuçta bir karar verdim. Fasulyeyi dinledim, kamuoyunu değil. Diğerlerinin yorumlarından yeterince sıkıldığım bir anda, durdum da şöyle bir geleceğime baktım. Böyle giderse pek kayda değer bir şey göremedim, yalan olmasın. İşaretleri bir defacık doğru okuyacaksam şimdi okumalıyım diyerek bir kapı çizdim. Şimdi, yaklaşık iki yıl öncesini düşününce o kapının çoğunu gerçekten kendi ellerimle çizdiğimi ve zamanı da epeyce iyi hesapladığımı fark ediyorum. Bu kadarını kendimden ben bile beklemiyormuşum demek ki. Ama bir kez doğru zamanlama yapmak hep doğru zamanlama yapacaksın demek değil. Doğru zamanlama yapınca gördüklerinden hoşlanacaksın, mutlu olacaksın diye bir şart da yok.

Dolayısıyla, kapının öte tarafına geçer geçmez gizli bir panik sardı beni. Mecazen de fiilen de hızlandım. Kendimi oradan oraya yetişmek için taklalar atan mart tavşanı sanmaya başladım. Neşesiz bir durum. Evet, kapıdan geçince bulduğum görüntüye bayılmadım, ama elimde bu var ve bununla ne yapılabilir diye düşünmeye başladım. Analitik fasulyeyi çalıştırdım azıcık. Başkaları eğlenmeye epeyce vakit bulurken, ben vakit bulunca mutlaka bir eksiği kapatmaya çalıştım (örneğin uyku, örneğin yemek yemek, örneğin market alışverişi yapmak.) Bol bol başağrısı çektim; huzursuzluktan uyuyamadım, yeniyi algılamaya uğraşırken eskiyle nitelikli bir karşılaştırma yapmaya vakit bulamadım; ama yeniliklerden başımın döndüğünü zannetmiyorum. Köyden indim şehire ruh hali değil yani yaşadığım; çünkü aslında büyük bir şehirden küçük bir kasabaya inmişim, yine de eksikmişim, özellikle de geride bıraktıklarımı düşündükçe eksiklik hissi daha da büyüdü. “Bir an önce şu tezi yazıp gitsem iyi olur”a inandım.

Danışmanıma gelince… Sabırlı ve akıllı gözlerle beni izledi, yapmalısınlı etmelisinli diye konuşmadan önce kendi inandığım projeyi iyice süslememi ve ona sunmamı seyretti. Bu sabırlı ve iyi niyetli, ama mesafeli tavra alışkın değilim. Hayatınızın dibine dibine kadar girip kararlarınıza burnunu sokma hakkı gören kültürlerden geliyorsanız, siz de alışkın değilsiniz herhalde. Yeterince gün biriktirdikten sonra bir yansıma geliştirmemi bekledi sanıyorum. Birkaç ay öncesine kadar o yansımayı görememekten muzdarip, daha da panikli ve telaşlı, iyice maymun iştahlı, bir daldan öteki dala atlarken pek de eğlenmiyordum. Zamanı geçirmekten korkuyordum. İçerideki fasulye yine “yavaşlaman lazım” sinyalleri gönderiyordu; çünkü bu telaşla ayrıntıları kaçırmaya, daha az rüya görmeye; daha az analitik, daha çok “task” bitirme derdine düşmeye başladım. Sonunda danışmanım, yavaşla, dedi. Metni boğuyorsun, dedi. Ağır ol, koşturma, açıklamaya zahmet et, dedi. İşte iç sesimi sağlayan fasulye ile danışmanımın örtüştüğü nokta.

Bugünlerde artık yavaşlıyorum. Tıpkı “hayatta ne yapmak, nereye gitmek, gerçekten ne işe yaramak istiyorum” sorusunu sorduğum zamanlardaki gibi. Nefes alıyorum. Nefes almak tazelenmek biraz. Üç-dört ayrı evrende ayrı ev kurmaya çalışmak ancak yavaşlayarak mümkün. Okuldaki masam benden test sorusu hazırlamamı, makale yazmamı bekliyor; şimdiki yer/zamanda içimden geçenler bilmediklerimi bilmemi istiyor -çünkü ayrı evler arasında kurabileceğim çok değerli bir bağlantı ihtimali var-; orada kalan yer/zaman kimi zaman uzak, kimi zaman fazla yakın -ama en kötüsü şimdiki yer/zaman eğlenmek istiyor, oradaki yer/zaman ile hiçbir niteliksel alakası yokmuş gibi unutmak istiyor. Uyum kuramıyorum, çünkü ortak sandığım dertler aslında paylaşılmıyor. Bazıları için güzel bir akşam sıcak bir yatak, bazıları içinse kimse için o yatağın soğumama ihtimali demek çünkü.

Böyle durumlarda fasulye, herkes soğuk yataklardaymış gibi yaz,bunun için de dibe bak diyor. Kimsenin rahatı yerinde değilmiş gibi yaz, diyor. Öyle olmayacaksa hiç yazma.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s