En korkulu kısım: Ham sessizlik. 9 sayfa 10 olmazlık hali.

Aklım! Dur! Kaçma benden!

Ocak ayı pek güzel bitmedi, güzel de geçmedi zaten. Elimdeki dokuz sayfalık metni on sayfa olduramadım, sıfıra döndüm. Nuh dedirttim, peygamber dedirtemedim, of! Tam yetişecekmiş gibi yapan bir tez metnini elimde tutuyorum ve aniden günler sepete giriyor. Hanemle ilgili kuruntulara kapılıyorum ve bum! Bütün dikkatim tuzla buz oluyor.

Ne vardı elimde metne dair? Müzikle ilgili kısmı kotarıyordum, ama politikanın tanımını yapamıyordum, hay aksi içinden çıkıp geldiğim kültür! diyordum, politika o kadar her yerde ki ayırıp bir çerçeve uyduramıyorum. Yerle bir duygular, bilinç ve bilinçdışı ve fantastik iktidar üzerine kafa patlatıyor, uyuyor, düşünüyorum,  ama ne hikmetse “sensation”, “affect” tabir edilen süreci, bu dumanlı canavarları tanımlayamıyorum istediğim gibi; bu tabirleri benim tabirim yapamıyorum. Orta Doğu basmakalıbına Akdeniz penceresi açıyorum -ki en korktuğum kör nokta buydu ve bu kalıbı oymayı beceriyordum-, gençlik, diyorum, müzikle yoğurursa kendi kaderini, ne olur? Temel sorum bu, fakat bu sorunun façasını düzeltemiyordum. Ham kaldı.

Diyelim ki bir bina örüyorum: Tuğlalar, boyalar elimde, fakat kirişlerinden biri eksik. Onu bulamıyorum, odamda olduğuna eminim, ama karıştım, karmaşık oldum. Saçlarım kıvır kıvır, aklımın içi karman çorman oldu; ah kafam, keşke konuşacak birisine ulaşabilsen. Bence araştırmaya girişmiş birinin başına gelecek en kötü şey bu: sözlerini tercüme edip ona geri yollayacak bir sesten, diyalogdan uzak düşmüş olması. Birilerinin avuçlarına aklımı dökmeye ihtiyacım var, ama kimsecikler yok etrafta. Hiç avuç yok. Hani avuç? Benim hatam mı bu insanların benim sesimden başka benimle ilgili her şeyi dinlemeleri, görmeleri? Telefonlarım cevapsız. Galiba benim hatam. O ayrık sesi kolektif bir ses haline getiremedim, bir daha denemek, yine denemek, bir daha bir daha baştan almak zorundayım. Bütün kuşkularım bana doğru depar attılar, ben de bağlandım, yazamadım, elim kolum uyuştu, kalakaldım. Güven meselesi değil, güvenmediğimden değil anlatamıyor olmam. Kime anlatsam dinleyecek? Aklım, dinle beni. Bu korkunç bir aşama; neden bahsettiğimi bilenler anlayacak. O kadar ki, kendimi düşük yapmış gibi hissediyorum, neye benzediğini bilmediğim halde bu duyguyu yaşıyorum, kızamıyorum kendime, olmadı, uzanamadın, her şeyin bir zamanı var, okumam lazım uzaması için, yayılması için diyerek avunuyorum, ama elimden bir küre kaydı, bir kapı kapandı gibi hissediyorum yine de. Niye kaydı?

Bu sorunun cevabını bulmak için şubat ayını aşağıdaki şahane aktivitelere ayırıyorum, kendimi beklemeye alıyorum:

1. tok gözlü kadınların şarkılarını dinlersem iyileşirim muhtemelen. Aç bir Mori bari.

2. toplumun yeni erkeklerinin şarkılarını analiz etmem lazım.Öteki miymiş, merkezde miymiş, görelim bari. Kenardakinin kuramını yazabilir miymişiz, otonom alan var mıymış, bakalım…

3. aklım benden kaçacak gibi olurken, saldırgan sesler üstüne düşüneyim bari. Buyrun, burdan başlayalım.

 

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s