Mission Impossible: Hıdrellez

Günlerden dönem sonuydu, dersler bitmişti, mezunlar sıraya geçmişti, sınavlar tamamdı, ödevler teslimdi, Nisan 30’du, hatta ben bile tez önerimi savunmuştum, hatalı varsayımlarımla halen mutlu ve umutlu, “ben bunu dün akşam Google’da beş dakikada buldum, niye referanslarında yok” gibi tatlı eleştirileri de oh çok şükür bunları da duydum niçin böyle salak oldum diyerek sol cebime koyup bir nefes almak için dışarı çıkmıştım. Bunca sapşallıkla bu aşamayı göremiycem diye o kadar korkmuşum ki, her şey toz pembe şu an. (Uykumu alamamaktan oluyor hep bunlar.) O kadar ki “deterritorialization is when a group of people leave an area and give power back to the native people, because in today’s world, everybody wants to be free like the U.S. and they have to push out those that keep them from that” şeklindeki yüzeysel, duygusal sınav cevaplarını bile hoşgörüyordum. ( 30 kişiden 3’ü yerden bağımsızlaşmayı vurgulasa yeter bana.)

Derken mayıs ayının başladığını fark ettim. Annem de fark etti; beni aradığında diğer bütün konuları es geçerek (bir bakıma iyi de oldu. sorularımın konuşarak değil, yaparak çözülebileceği bir dönemdeyim) Hızır ve İlyas’tan bihaber olduğumu varsayarak (burası çok önemli) dilek dileme sürecinin öneminden ve halkın demokrasisindeki yerinden bahsetti. “Hızır Amca, diyorsun, dileklerim gerçek olsun” dediği anda beni kaybetti, ama olsun. Ben biliyorum, o Hızır amca değil.

Neyse, lafı Halloween’e, Noel Baba’ya ve diğer pagan veya halk (folk) inançlarıyla karışmış tektanrılı dinlere getirecektim sanırım. Aynı gün tek tanrılı dinlerde böyle bereket-şans-kısmet konulu eğlencelerin yeri var mıdır, varsa nedir, iyi inananla kötü inanan arasındaki fark nedir konulu bir sohbete giriştik; ordan esti. Noel Baba örneğini şimdilik es geçiyorum, çünkü o konuda aklıma ilk gelen sadece bir mezar. İki kez Demre’ye gidip ikisinde de çakır çıkır fotoğraf çekip iki sefer de filmi yakıp ikisinde de “ne ilginç lahitmiş” diye özetleyebileceğim, aklımda tozlu bir küvet imgesiyle ortamdan ayrılmıştım. Lahit bir tür kapı benzetmesiydi, sanırım o yüzden aklımda yer etti;  iki dünya arasında bir geçişti ve kendi başına güçlüydü; fotoğrafına ihtiyacı yoktu (kendini böyle avutan turist). Halloween’i daha önce düşünmüştüm, bi daha düşünüp değerli beyin hücrelerimi yoramam. Bugün hoşuma giden, Hızır ile İlyas’ı hem tektanrılı dinlerin önceli ve dışı olarak kabul edenlerin bu geleneğin devamı hakkında kafa yormaları, hem de gizlice, ufak sesle bunu devam ettirmeleri, çünkü hayatta bazı şeylerin olurunun Hıdır/Hadr ve/ya İlyas/İlya’da olmasını mümkün kabul etmeleri.  Darda kalmak zamandan ve mekandan bağımsız olunca böyle mi oluyor acaba? Yoksa o kadar da bağımsız değil mi?

İlyas ile Hızır’ın hikmeti kimisi için araba, kimisi için ev, kimisi için, kimisi için yalı ile sınırlı olabilir; sonuçta bunlar 21.yüzyılın en büyük dertleri, evsizlik, açlık ve ansızın gelen darlık korkusu, malumunuz. Ama bunun baharla yazla ilgisi ne?  O evi alınca yaz gelmiycek sana. Sen değişirsen yaz gelicek. Bu bir. Değişmek zor geliyor tabi bazılarımıza. Ben yerimden kımıldayamıyorsam, zaten gezginin önde gideni ve eylemlerini Tanrısal bir sebeple gerçekleştirmesi sebebiyle insan-dışı bir varlık olduğu bence gün gibi aşikar Hızır ile İlyas’ın havası bana doğru esse, şans eseri bir şeyler olsa da muhteşem bir zihniyet, insan beynini anlamaya çalışanlar için; bu da iki.  Hıdır veya İlyas’ın olacağı olduran kişiler olması, benim de zaten olacağı varsa olacaklar için gül ağacı arayıp altına kağıt gömmem bir yana; bu hikayede benim açımdan en havalı nokta, adı geçen şahane şahıs(lar)ın ellerindeki bilgiyle farklı zamanları üstüste bindirmesi, bildiklerinin zamansız olması, üç farklı zamanı -dünü, bugünü, yarını- birbirine bağlamaları; bu da yetmezmiş gibi gezgin kişilikleri ve hop gemide hop karada, hop dağ başı hop ovada geçen yolculukları sayesinde hem mekanı hem zamanı bükebilen hayat tarzları. Zamanı ve mekanı böle böle bitiremeyen modern akıl ve onun uzantısı küçük kafaların aksine zamanın ve mekanın bükülebilir, geçişken ve sınırsız olması; böylece bir yandan da kolektif bilincin modern evden kapı dışarı edilememesi. Bunlar hoş şeyler. Dahası, bütün bu tantanaya rağmen bu böyle bir bilginin üzerinde kontrolümüzün olmayışı, bunun bir oyun haline dönüşmesi, dualarla ve pagan kolektif geçmişlerin bütünleşmesi, kafaların bir milyon olması…

Bazen Hıdır ile İlyas’ın hayallerimi süsleyen muhteşem ikili, iki beden-tek amaç figürüne uyması da bende yukarıda ifade etmeye çalıştığım coşkuyu yaratıyor. Kendimi tutmaya çalışıyorum. Folk inancı olmasa n’apardık ülen?

Sanırım bu gece de yeterince anlaşılmaz şeyler karaladım. Şimdilik esen kalıyorum. (Kapı diyorum, kapı)

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s