yeni ay: az görülür kuşlar

İki buçuk yıl önce, takıldığım ucundan güneyli ABD -ama kuzeyli duyarlılığına sahip insanların doluştuğu istisnai bir adacık gibi duran- kasabasında bir alışkanlık edinmiştim: her yeni ay döndüğünde kendime bir latte ısmarlıyordum, bi nevi hayatta kaldım ve devam ediyorum ödülü kendime. Kahve yetmezdi, latte süslü, latte gösterişli, latte sıcak, latte şekilli, bulutlar gibi okuyorum kahvenin sütlerini, latteye şekiller çizen barista gülümseyerek özür diliyor bu sefer tam olmadı bir dahakine ejderha çizicem filan falan, önemli değil bu çiçek de güzel, o kadar uğraşmışsınız canım, demek beğendim, hemen karşı atak, şalın çok güzel – hadi ya! Türkiye’de olsa annanne şalı olur o. Latte evden ve okuldan uzaklaşıp kafede -yani medeniyette- olmak için en sebepsiz sebepti. Ev sevimsiz, boş, biçimsiz bir şeydi. Okulda ofisimde tek pencere bilgisayarınkiydi. İş arkadaşlarımla iletişim kurmak için kalorilerimi harcıyordum, ama enerjim biraz da bana kalsındı. Yeni ay bahane, keyfimi yerine getirmek şahane: çünkü biliyorum yarın yine gidecek (galiba keyfime aşığım). Nihayetinde o latte sadece benimle ben arasında olsun istiyordum. Bu basit ve gerzekçe etkinlik zamanımı düzenliyordu, ben de mekanı düşünmeye vakit buluyordum. Değişmeyen soru: ne olacak?, yani gelecek ay ne durumda olacağım, boğuluyor gibiyim ama boğulmayacağım, gelecek ay nerde olacağım, suyun hangi seviyesinde olacağım? Başarabilecek miyim? Neden bu kadar stresliyim? Bunları düşünerek zaman geçti; yer değiştirdim, derken…epeyce bir gezindikten sonra İstanbul’dayım. Bakalım nasıl olacak?

Yeni ay, yeni ev, yeni mahalle, yeni tipler, yeni insanlar -şaka şaka, o kadar da yeni değiller, gecenin bu saati olmuş halen bazı gençlerimiz “yokluğun varlığın bir / dünüm yok yarınım sır” gibilerinden şarkıları tekrarlayabiliyor; sorarım, dünüm yok ne demek! kabul edilebilemez bir şey yani, hayret içindeyim! biraz gerçekçilik, biraz ayaklar yere bassıncılık… neyse -, yeni bir koku, yeni iş, yeni bir yüz ifadesi, hatta sesim bile yeni geliyor kendime. Bunca şey birden aynı anda yeni olunca insan kendini adeta çıplak hissediyor, hemen giysilere sarılıyor. Ay kapkaranlık olunca yeni bir giysi almak işe yarar mı?

Bu ay neler yapacağımı düşünürken döne döne bu şarkıyı dinledim. Şarkı sır değil tabii, 2004’ten. Ama birkaç defa dinleyince Björk’ün elektronik deneyselliklerini yadırgamamam gerektiğini fark ettim. Bu grubu ve sembolizmini pek seven bir arkadaşım vardı, habire bahsini ederdi, ağzını sarmıştı, sürekli çiğniyordu (beyninde). O zaman duyuyordum da intikal etmiyordu, ne yalan söyliyeyim. Yıkılan yeni blokların hikmetini anlayabilmem için önce yeni bloklara inanmam, sonracığıma o blokların yıkılışını ve bunun yer-yön-zaman’la ilişkisini kurabilmem, ardından da Almanca’nın gerçekten ilginç bir dil olduğuna ikna olmam gerekti. Zaman geçti. Her şeyin bir zamanı, bir sırası var, lütfen artık bilelim. Acele etmeyelim. Neyse. Sıktı bu zaman ve latte sembolizmi, değiştiriyorum. Sembolizmler de bir yerden sonra sıkıyor tabii; duyguları hareketlendirmeleri hoş geliyor insana önce, kedi gibi tırnaklarımızı halıya geçiriyoruz, rahatlıyoruz önce. Ama fazlası da arıza yapıyor, rahatsız ediyor, sinir yaratıyor. Araç değil, bir proje halini alıyor çünkü. Bu kadar öttün de sonuçta ne söyledin diye sorarlar insana.

o yüzden n’apıyoruz ey şaşkın araştırmacı, kanatları yanan bir kuş gibi yazıyoruz, not alıyoruz, saha çalışmasının tek bir dakikasını boşa harcamıyoruz. Yazmayanı eşik çarpsın.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s