Ekime kadar

İşbu hikaye Türkiye’de araştırma amacıyla bulunduğum dokuz aylık sürenin ardından, özellikle de ağustos ve eylül aylarını aklımı oynatarak geçirme çabamın kısmî hikayesidir.

Insan baskasinda kendini gorurmus. Buna inanarak buyuk sehirde yasamak, Akdeniz / Karadeniz sahil seridinde hatali sollamadan beter olurdu herhalde.

Mesela hirsizsin, herkesi hirsiz saniyorsun, eyvah parani çalacaklar, eyvah gozunu boyayacaklar, hickimseye guvenilmez. Mesela kralsin, her karsina çikan kisi sakayla karisik tahtini totonun altindan çekecek saniyorsun, o yuzden butun yenidogan ve kral olabilme kapasitesine sahip kafalari egiyorsun biçiyorsun, hatta butun satranç tahtalarini zamkliyorsun ki filler ve piyonlar tepismesin, atlar kosmasin (atlarin kosmasi çok kritik, yer yerinden oynar). Mesela ogretmensin, herkes ya senin kadar anlatmaya ogretmeye merakli istekli saniyorsun, ya da her rastladigin senin kadar ukala, ben-bildimcik, o zaman onlar agzini açmadan sen anlatmaya basliyorsun, ogretmenlerin zeytinyagi senii… Mesela belediyesin, herkes sendeki imkanlara sahip saniyorsun, her seyi neden benden bekliyorlar biraz da kendi onlemlerini alsinlar ben bunca fakirlikle bu kadar yapabiliyorum diye agliyorsun (ardindan gonul almak için toplu kisir senlikleri duzenliyorsun). Mesela gençsin, her tipi genç saniyorsun, heyecanli, hayata dair tasali güya onlar da, her günü devrim yapar gibi, eglence girgir samata heyecan diye yasiyor güya, dunyayi güzellestirmek için yasiyor saniyorsun, bunu da ilk dusunen sensin. Mesela yaslisin, herkesi senin kadar yorgun, tasali, suratsiz goruyorsun, ne çektin adeta, ne mendeburluklar gordun. Herkesin kemikleri keske seninki kadar agrisa, herkesin keske senin kadar sakali olsa…ah keske…

Mesela insansin, baskasi da insan saniyorsun. Ahahahhahahahahahahaaaa. Olmadi mi boyle? Olmadi, peki.

Eylul boyle gulerek kahkahayla bitiyor, aman iyi ki de bitiyor, çunku artik çekilmiyordu.

Daha eylulun kendisi ortada yokken, bir arkadasimin olum haberi geldi, kalp krizi gecirmis, ama kurtarilamamis. Ama yaninda biri varmis, birakip kacmis. Bu ne demek? Arkadasimizin cani yanlis ellere yanlis kisilere emanetmis. Bunu onleyebilir miydim? Hayir. Benden daha yakinina aldigi, guvendigi, vakit gecirdigi insanlar onleyebilir miydi? Hayir. En dokunan kismi bu galiba.

Ote yandan bu ay, iletismek, baglantilar yaratmak, gorusmelerime baslamak, notlarimi ona gore almak için planladigim bir aydi, ama onun yerine kalacak yer aradim. Kriterlerim çok, param hiçti, zamanim dar, hayallerim buyuktu. Haftamin tek gunlerinde para kazanmak için ceviri yapiyor, çift gunlerinde arastirmaya bebek adimlari atiyordum, ama surekli kesintiye ugruyordum, cunku ya bir telefon konusmasi ya bir haber ya da umulmadik bir aksaklik beni sandalyemden kaldirip savuruyordu. Ayakta, yolda giderken kitap okumayi, saç taramayi ve ogrencilerin kagitlarini okumayi bile ogrendim, ama yururken çeviri yapamiyor, makale editlemeyi henuz beceremiyorum. Bir gun o da olur. Bisiklet ustunde flüt çalar gibi yasamayi da ogrenirim. Ama simdilik, halen baska bir ulkenin programi kafamda, islerin planlaninca yuruyecegini umarak yasiyordum. Ornegin, eylul ayinda baslayacagini dusundugum, okudugum, bildigim bir is baglantisindan ses seda yoktu ve benim bir çalisma masasina ihtiyacim vardi, duzenli bir ofise, kahve kokusundan da azade, test çozen liselilerden murekkep olmayan kutuphanelere. Idareten olmayan, bir denge ve agirlik merkezine.

Yoktu. Ben de kendimi saskin hissediyordum yok diye, çunku var saniyordum. Sonra bu surece multecileri, savastan kaçanlari, kazalardan kilpayi kurtulanlari dusunerek katlandim. Hem ben biraz otistik gibi dusunuyordum, son üç yildir zamanla yaristigim için, bir saniye gec geldigim kapilar suratima kapandigi için, sasiriyordum, saniyordum ki  her yer boyle, ogrendigimin aksine, sartlandigimin aksine durumlar… Ama etrafimdaki selim akilli bireyler soyle hatirlatti: burasi Turkiye, burada gunes erken dogar ama aksamustune kadar dogmamis gibi yapariz, sonra da ah ne kismetsizmisiz, üç kurusluk gunes hakkimiz varmis, rizkimiz darmis, vah bizim bozgunumuza deriz.

Makale yazmak varken neden ev aramak? Çunku, ev arkadasim medeni durumunda degisiklik yapmaya gitti, bana da ev aramak dustu. O evleniyor, ama ben yeni bir ev aradim (sonra, ironiden neden vazgecemiyorsun diye soruyorlar, al sana ironi, birak pesimi). Hayat iste…ya da tepemdeki bulutun buhari bitmiyor. Birtakim evler gordum. Kimileri ev borcunu odemek icin bir oda kiraliyordu, kimi aidata yardim, kimi Ingilizcesini ilerletmek istiyordu. Istanbul’un kentsel donusumu bir yana, merkezi konumdaki evler kapis kapis gidiyordu. Erasmus ogrencileri kente geliyor, okullar açiliyor, yeni yeni insanlar sehre tasiniyor, yolda birileri surekli elime Ingilizce ogrenin! Fal baktirin! (Iddialiyiz bak!) brosurleri tutusturuyor, kediler hamile kaliyor, hava serinliyor, toplu tasima araçlari bir suredir kaza yapmiyordu (derken bu haftaya bir kazayla basladik, o ayri… yine bir metro kazasi oldu. Frida Kahlo’nun hayatini anlatan filmdeki gibi, birinin totosuna demir? kazik girdi ve olur boyle vakalar dendi.). Ote yandan, iklim degisikligine karsi yuruyusler oluyor, güz basi festivalleri yapiliyor, graffitiler olsun, senlikli durumlar olsun hos seyler de oluyordu, turistler bogaz turlarinda ve Osmanbey-Sisli caddelerinde saliniyor, kimisi Cevahir Alisveris Merkezi onunde hatira fotografi cektiriyor, kimi yabancilar da bana yol soruyordu, nerede bira içilir, vapura nasil gidilir, bu kizin saçlari niye sari, Turk kizlari da boyle sarisin oluyor mu, yarin benim dogumgunum nerede kutlayayim, Marmaray’a nasil gecerim, bu tuvaletin isigi niye bozuk, kahve ne kadar biliyor musunuz, Galata Kulesi’ne nasil çikilir… Evet, bu sorulari aynen sordular, hem de benim gibi alakasız bir tipe sordular, Istanbullu olmayan, kalacak yer derdinde, zamanla yarisan, duzenli geliri olmayan ve gelir derdine duserse Turkiye’de bulunma sebebi olan arastirmasini çope atmasi gerekecek bana sordular. Hatta daha bugun karsi kaldirima gecicez, altgecitten mi yoksa duz mu gidelim diye oneri istediler, ama ben kurmadim ki Taksim meydan altini…

Ev mevzuuna geri donelim; bu evlerden kimi bodrum katinda, kimi apartman bosluguna bakiyordu, kiminin mutfaginda bir tencere koyacak kadar tezgah vardi, kiminin yatagi yoktu (yatak almak, tasitmak, kurmak, yerlestirmek ve bazi diger seyler icin de cok yanlis bir zamandi). Kiminde karsi konulamaz bir kuf cazibesi, kiminde çok suslu duvarlar vardi. Kimi gunluk 15 tl ulasim masrafi gerektiriyordu, kiminde ithal saat satan Afrikanesk abileri ve carsafli eslerini gezdiren turist adamlari gecerek eve birkac sokak yurumem gerekiyordu ( iste! En olmadik anda vuran yabanci korkusu! Hahaha!) Kimi sadece yabanci ogrencilere kiralikti ve ben yabanci degildim (ama burali da degildim) cunku odasini kiralayan kisi Ingilizcesini ilerletmek istiyordu (“I promise you will never getting bord in this city / It is very close to the dock ferry / there are many shopping malls in Bagdat Street you can enjoy / and its basically 5 minutes to everywhere, you know). Wow! Bununla birlikte, her sey dahil €400 idi. Cebirden yana biraz kittilar ( her yere 5 dakka, iyiymis!), tl ve euro isaretini de karistiranini gordum, hatta o da bir sey mi, hatun kisi olub hatun ev arkadasi ariyorum diye belirtmeme ragmen, bi dakka ya erkeksin di mi cevabi da aldim; velhasili, donem hizli baslamis, genc dimaglari erken yormustu. Ustelik Istanbul pahali bir sehirdi. Ben de kiminin kasi, kiminin gozu, armudun sapi uzumun copu…derken birkac hafta oda aradim, cunku ev tutacak, dayayacak, doseyecek kadar param yoktu, Sultanahmet ve Ortakoy alanina cikip Kartal-Maltepe-Atasehir’de oturan fakir bir sosyal bilimci ancak tosyal bilimci olacagindan, ustelik kendimi de 15 gunde toplu tasimada tuketmemek adina, bir seylerden ödün vermem gerekiyordu, nihayet aklımdan ödün verdim. Arada bana moral destek ekibi olan arkadaslarimlayken nefes aliyordum; su kaynattigi için o fazla buhari atmasi gereken lokomotifin derdini tasasini anliyordum. Ama ansizin diger bir moral destek ekibi olan annem ve babam ariyor, Sana yorgan aldim, sana alez aldim, sana canta aldim, sana seker aldim, sana kolye alacaktim hepsi cok guzeldi ama hangisini begenirsin bilemedim, bugun ne yemek yaptin, hava nasil oralarda turunden ikincil ve hatta ucuncul ozelliklerden bahsediyordu. Kendilerince lokomotifi sakinlestirmeye çalisiyorlar tabii… Onlar bitince anneannem arayip, eski erkek arkadasimin nasil oldugunu soruyor, nasil yani hic mi gorusmuyorsunuz belki yeniden birlesirsiniz…gibilerinden nabiz yokluyordu. Burs basvurusu yetistirmeye çabaladigim dar vakitte, hmm kariyer, hmm is guc, hmm postdoc, hmm proje…diye sisirdigim dusunce balonlarimi patlatan;benimle ilgilen, bu sorunu konusacagiz, simdi konusacagiz, kaçiyorsun, diyen ve kariyeri konusunda adimlari netsiz, benim yasadigim panikten adeta habersiz kisiyi soruyordu… Belki de bu bir cinsiyet meselesidir… Hayatimizla ilgili ortak kararlar vermeyi elimize yuzumuze bulastirirken, ona eziyet ettiğime kanaat getiren, ondan esirgediğim guzel hayati madem oyle baskasıyla da edinmememi dilemis olması, onun eleştirel kimliğini, benim de araştırmacı olucam ben derken kayan şirazemi ve yamuk dengemi ortaya koyuyor sanki… Butun bu degiskenler yetmiyormus gibi, geride biraktigim, sakin bisikletli yesillikli hayatimi, ufak Amerikan kasabasini ozler halde buluyordum kendimi. Heyhat! Oturmak ya da oturmamak, nihayet butun mesele buydu, rahat kalkis yapilacak saglikli bir yere oturmakti.

Bu “relative deprivation” etkisi geçecek, guzel gunler gorecegiz derken insomnia keyfi 1,5 yil once kaldigi yerden yeniden basladi, uykuya dalayim mecburen yoksa olucem derken uykuda da kabuslar basladi, ruyamda manyakça plotlar goruyorum, uyaninca da gecici beyin felci…Ruyamdaki o herif neden kulaklarin çok ilginç dedi!? Hemen kulaklarimi yoklayayim. Bu dislek kopek neden benden baska herkese havliyor? Neden bir torba antep fistigini onume yigdilar?!.. Bu çoraplar niye bu kadar çok, neden erikler bu kadar mavi? Uyanikken hayat tekinsiz, uykular da tekinsiz, yeter be yahu.

Eylul bitti diye benden daha çok sevinen varsa, beri gelsin, derdini dinleyecegim, yazacagim; ama arastirma kariyerine heveslenmenin anksiyetesini bilen biliyor, onu tek dindiren de insanin kendi sesini duymaktan vazgecmemesi, dinlemeye devam etmesi, bunu da ancak bazilariniz biliyor.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s