soğuk v.2

IMG_0523

Orta Doğu ve Balkanlar’ın en kafası karışık bozkırına kar yağdı; yeni yıla aile, tombala, patlamış mısır, Yeşilçam filmi ve bitirilmemiş işlerle girmeye niyet etmişken kendimi günlerce Ankara’da kısılı kapalı buluverdim. Gelenlerin üstüne çığ düşmüş, yolda 18 saat beklemişler, ayılarla dans etmişler ve benzeri şehirlerarası yol efsaneleriyle beynimi yıkadıkları için ortalık sakinleşinceye kadar sakince beklemeye karar verdim. Bu sırada evde bitirilmemiş işleri bitirmeye çalışmanın faydası yoktu, kapalı ortama uzun süre maruz kalanların yakalandığı DDD (dört-duvar-depresyonu) hafifçe üstüme çökmüştü. Günler geçiyor, karlar eriyor, ama dağ yolu tam açılmıyor, Bolu Beyi izin vermiyordu. Nihayet, yollar açık! diyen bir arkadaşımın sözüne itimat ederek yola revan oldum. Revan, revanı çeker.

Olaylar akıyor: karmaşık bir network’e kaçan kar suyunun aktant ruhu

Otobüs mola yerinde arıza yaptı. Kardan, tipiden, çığdan dolayı değil, otobüsün motoruna kar suyu kaçmasından dolayı arızalandı. Sonuç: 2,5 saatlik bekleyiş. Diğer bütün otobüsler -kelle koltuk turizmler dahil- pırıl pırıl yoluna devam ediyordu, mola veren bütün otobüsler çekip gidiyordu, bizim içinse kar suyu bir elektrik kablosunu inceldiği yerden koparmak suretiyle otobüsün bilgisayarlı sistemini uyarmıştı ve uyarı ışığı yanarken gidilemezdi; tamir şarttı. Şoförümüz bizi yatıştırmak için:

Bu araba çok akıllı efend’m, kar suyu işte… ince bir kabloyu koparmış. Araç da düzenli bakıma giriyor ama…Kar suyunun girmediği yer mi var.. Hallediyoruz efend’m, 15 dakikaya bitiyor, oluyor efend’m,

diyordu, tamir uzadıkça bizi yatıştırıyor, çay servisi yapılıyordu, bitmek üzere’ler, sabrınız için teşekkürler’ler çoğalıyordu.

Konuya hakim olmak isteyen teyzeler

Bana kalırsa, havanın delice soğuk olmaması, mola yerinde duruyor olmamız, beklerken çorba içebilecek olmamız gibi şanslarımız vardı. Hatta arıza durumu açık edilmeden önce karda dolanıp şapşal selfieler çekerek neşemi buluyordum, tasasızdım, yoldaydım, mutluydum, en fenası bence artık tersliklere alışmıştım ki sallamıyordum. Benim temel şanssızlığım ise otobüsün yarısının emeklilerden, diğer yarısının çocuklardan/çocuklulardan oluşması ve bu iki yarının da beni temsil etmiyor olmasıydı. Arabada bekleşen teyzeler konuya hakim olarak sesini duyurmak istiyordu, çocuklar ise sesini duyurarak konuya hakim oluyordu. Bu yolculuktan çıkaracağım ders, “kar yağınca meydana çıkan muktedirimsi zihinlerin topografisi” adlı eserde yıllar sonra kendini bulacaktı. Şimdilik, bir aktant olarak kar suyu ve bu miniğin kablolarla kurduğu ilişki, emekli yolcuların sorgularına yenik düşüyordu (ve Latour bunu belki de dikkatten kaçırmıştı). Sürekli soru soruyorlar, arızayı haklı olarak anlamaya çalışıyorlar, kaptan şoförümüzü sorguya çekiyorlar, ancak memnuniyetsiz ve çözüme gitmeyen, öylece oturan ve üşüyen halleriyle beni üzüyorlardı:

Arıza nedir kaptan? Kar suyu nasıl girmiş?

(Daha sonra birbirlerine açıklamalar…)

N’oldu kaptan, umut yok mu? (dakika 5)

(Var efendim, olmaz mı!)

Kaptan daha bitmedi mi? (dakika 7)

(Oluyor efendim)

Üşüdük kaptan, kapıyı kapatsaydınız ama…

Kapıyı nasıl açıyoruz, tuvalete gideceğiz, ayaklarımız üşümeye başladı…

Kaptan bu aracın menşei ne?

(İsveç, Volvo olduğunu öğrenince)

E Volvo çok sağlam bir araba, niye bozuldu!!!

(Başka bir yolcu, bunun insan yapısı olduğunu hatırlatınca)

Çok özür dilerim ama…bizim ülkemizde ne var biliyor musunuz, yola çıkalım Allah kerim var…

Uçakla gittsenn başşka problemm, otobüssler gitsennn başşka problemmm…

Bu halde yolda olmayalım (iyi niyetli ve bir o kadar didaktik). Bakın, (sol işaret parmağının metalik ojeli direnişi eşliğinde (?)), yolda giderilecek bir arıza olmasın, çünkü beklenecek bir hava yok!

O sırada muavin:

Bitmek üzere efend’m, sabrınız için teşekkür ederiz…

Yani bunu şirkete şikayet edicez! (kadın yolcu)

Et, et….! (erkek yolcu)

Kaç kere ettik, bir şey olmuyor! (Koro halinde)

Kaptan, olmadı mı daha?

O esnada, otobüs teknik ekibi sakin, adeta bir dağın tepesinde Zen pratiğinde:

Kar yağıyor ama sulu kar. Önemi yok abi.

Ama yolcuların enerjisi de tam:

Setralar daha iyi değil mi? Neden bu dandik arabalara döndünüz?

(Kaptan cevap veriyor: Setra… Bir Alman harikası… Yolcu bizden iyi biliyor…)

Merhaba hanfendi, biz sizinle geçen cuma yine Bolu’da mı kalmıştık, beraber?! Kızınız nasıl?

Çok teşekkür ederim hanfendi… Evet, artık YOLCU turizm arabaları böyle oldu, ay çok bozuldu, orta malı oldu.

(Neeeey! Ooo, yok artık, o ne demek yahu)

Efendim bakın ben genç kızlığımdan beri YOLCU turizmle giderdim, hiç böyle rezalet olmazdı, ne zaman ki el değiştirdi… eskiler iyiydi, ne zaman ki büyükler gitti, el değiştirdi, yeniler para derdine düştü.

Hanfendi, hep böyle, kaç kere Bolu Dağına metreler kala kaldık biz…

Esas KESAT turizm alsa görürdük (bir erkek yolcudan uyarı!isyan)

Kaptan, tamir için araç gelmedi mi hala? Yarım saat dediniz, Yemen’e mi gitti bu araç, yeni kablo almaya? Yalan söylüyorsunuz.

Ne, çay mı?.. Çubuk!

… ve bu şenliğin arasına serpiştirilen, erkek yolcuların bizi (bak hele!) akla davet eden uyarıları ile şuursuz çocukların kendinden geçmiş ama gerçekleri yansıtan yorumları…

Dünyanın… en iyi arabası da olsa… a-rı-za yapabiliiiir…

Arabayla yola çıııktııım. Aa, arabam bozuldu… Sarı araba almak istiyorum ama paramız yok anne, mecbur beyaz arabamız olacak… Anne, arabamız yolda kaldı, takla attııı, hiçbir yere gidemiyoruz annneee!

(tablet oyunları, bir çocuğun isyanıydı ve ben galiba artık keçileri kara salıyorum)

Anne, molanın çok uzun olduğunu sana söylemiştim anne!

(Sus kızııım, küçük sesle konuş..) Susamıyorum anne! (Kızım yerine otur. Çay dökülecek bak, lütfen, sonra bozuşuca’z) Ne, çay mı?.. Çubuk! (Az sonra çocuk geçersiz bir işlem yürütecek.) (Kızım! yere attın! Atma yere!)

Kaptan, kapıyı kapasanız!

(Elektrikle uğraşırken nasıl kapıyı bir açayım bir kapayayım konulu isyan)

E, gerçeği söylesenize. Bizi kandırdınız, yalan dediniz. Yarım saat dediniz, kaç oldu!Doğruyu deseydiniz içeri girer otururduk!

(!En büyük engel, emir verilmesini bekleyen zihnimizdir, midir?)

…Ve artık benden yükselen İSYAAAAAN! duygusu… Aslında bu tamir, işi sağlama almak demekti galiba, ama hizmetini almak isteyen müşteri böyle düşünmüyor. Dahası, şoför ve muavinin krizi iyi yönettiğini bile düşündüm; baştan arızanın giderilmesi 30 dakikayı aşar efend’m deseler çıngar çıkardı belki ve o çıngardan doğan çığın altında kalabilirdik bak. Dahası, benzer bir durum uçakta olsaydı, açık açık gerçeği söylemeyeceklerdi; beyaz yalancılık olarak bilinen kurum işleyecekti. Üstelik, durumumuzun olağanüstülüğü başka mecralardan da destekleniyordu; o sırada mesaj attığım bir arkadaşım uçakta olduğunu, ama uçağın altı saattir taksi konumunda beklediğini ve henüz kesin kalkış saatini bilmediklerini, uçaktaki küçük çocuk uslu dursun diye belirli bir şarkının dinlendiğini söyleyince halime şükrettim. Bizdeki kar suyu aktör-ağ kuramıyla açıklanabiliyor, elalemin uçağı belirsizlik içinde remikse duruyordu… En tuhafı, tuhaflıklar artık bana hayatta olduğumu hissettiriyordu. (eve vardım, ama bir perdelik daha malzeme gelir sanıyorum.)

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s