Eyüp: kendi ezgisi ve kedileri olan bir makam, pardon mekân

Collecting Center'dan Assembly Point'e:  krizli kamulu ortamlar

Collecting Center’dan Assembly Point’e: krizli kamulu ortamlar

Eyüp’e ilk gidişimde 20.yüzyıldı ve ortaokuldaydım. Afet anında toplanma noktaları o zamanlar yoktu. Beraber yolculuk ettiğim gruba organizatör kontenjanından katılmıştım; organizatör, öğrencilerini gezdirirken ben de aval aval bakındığımdan ve birbirini gayet iyi tanıyan bu grupta kimseyi tanımayan bir hayalet gibi süzülmekten olsa gerek, geziden geriye doğru dürüst bir şey hatırlamıyorum. Kartpostallar, geleneksel giyimli bol paçalı şalvarlı bazı adamlar, yokuşlar ve aşık bir adamın anısını yaşatan tahta iskemleler (yine adamın aşkını ve dizelerini konuşuyoruz, kadının soluğunu değil), aa bir de kasvetli bir su manzarası.

Geçen 6 ay boyunca Eyüp ve Pierre Loti kahvesini iki kere ziyaret ettim, bu kez organizatör kontenjanından olmadığım için her şeyi çok net hatırlıyorum… kervanını kendi güden insanın hafızası kusursuz çalışıyor, benden söylemesi. İlkinde, uzun ve keyifli bir yürüyüşü yapıp tepeye çıktığımız yol arkadaşım, mekânın romantik yönünü iyi biliyordu -ailesi için buranın anlamı büyüktü- ve duygusal anlar yaşayarak gözlemelerimizi yedik…gözlemeyi güzel yapıyorlar (duygusal anlara kastım var ama gözleme konusunda bana güvenin). İkinci gidişimiz, sonu iyi biten bir Temel fıkrası gibiydi: bir Türk, bir Amerikalı ve bir Mısırlı Eyüp’e gelirler, yemekler çok içaçıcı değildir, hava soğuktur, herkes yorgundur ama dondurma yiyip dinlenirler.

Neden öldün Sacide? Belli ki seni çok sevmişler…

Geçen haftasonu üçüncü kez Eyüp’ü ziyaret etme şansım oldu. Artık bundan bir çıkarım olması gerektiğini düşünüyorum (örneğin Kars kalesini bir kere ziyaret edenin Kars’a bir daha gideceği inanışı misali, ben de Eyüp’ü şukkadar zamanda şukkere ziyaret edene bir mükâfat verilse yeridir). Bu sefer dolaşma şansımız daha çoktu. Yine Pierre Loti kahvesi ve mezarlık odaklı bir gezi. Mezarlığın içindeki yoldan yürümek oldukça ilginç bir tema aslında; geçen sefer birkaç genç kız birbirlerine sokularak, ya pardon burası çok karanlık, korkuyoruz yürürken, inilir mi buradan, sizi takip edelim diye bize takılmışlardı. Heyhat, bundan önce Amerika’da yaşadığım şehrin mezarlığı, bir gezinti alanı, yeşil alan, yürüyüş yapılan, temiz hava alınan bir yer olduğu için yabancılara gezelim-görelim programı dahilinde sunulur, çok da ilginç bulunurdu. Eyüp söz konusu olunca ise, karanlık ortama ek olarak mezar mezar üstüne, atlaya zıplaya gitmek gerekiyor, hikayeler üstüste biniyor, bu sayede toplumun öldükten sonraki yüzünü, ölülerinin yüzünü anlama şansınız oluyor, eh bu da şehrin tepelerinden, vadilerinden, topos kaderinden bağımsız değil. O ana sokaktan inerken ölüm-hayat özlü sözlerin kendi kaderlerine terk edilmiş İngilizce çevirileri de bu topos’a dahil oluyor (ayy, topos dedim, çok sofistike oldu, yer diyeyim basite kaysın, ama yer diyince mendil satan, dua veren, sessiz ses eden amcaların ve teyzelerin kapladığı yeri anlatabilir miyim size? Yukarıda merdiven patates kızartması satan abinin aşağıya indikçe bıçak gibi kesilen varlığını anlatabilir miyim? Cık, anlatamam.) Beni bu inişli çıkışlı girişli yokuşlu yer hakkında en çok sarsan şey, mendil vb. satan bu yaşlı insanların sesindeki, çok uzaktan, ölüm-hayat birleşir gibi bir ufuktan geliyorum tonu oluyor. Belli ki bu ufkun varlığı beni huzursuz etmiyor, o yüzden Eyüp’e gitmekten sıkılmıyorum.

Mareşal ile Mevlevi

Bu kez beraber gezdiğimiz grubun sayesinde bu ölmemiş-ama-ölümlüleri-içine-almış yüzey hakkında ilginç şeyler öğrenme şansımız oldu. Cellatların mezar taşında isim yazmamasının sebebi, cellat mezatının anlamı ve kellesi gidip eşyaları ucuza kapatılan kişinin malından hayır gelmediğini hatırlatan mitolojiye saklı gizli öfke gibi… ya da Mareşal Fevzi Çakmak’ın mezarının Mevlevi şeyhinin mezarına yakın olmasının sebebi ve aslında Devlet Mezarlığı’na defnedilmeyen tek üst rütbeli asker (?) olduğu gibi. Sacide’nin sevenlerinin sözleri ise, ünlü kişilik olmasa da beni bu geçen pazardan en çok etkileyen görüntülerden oldu. Gruptan bazıları döne döne merdivenleri çıkıp bir mezarın başında durup Mevlevilik, Bektaşilik, dinlerarasılık, Üzeyir Garih, kim kimdir, ne nedir… konularını duymaktan pek de zevk almamış olabilir; öte tarafta, Eyüplü katılımcıların semtlerini anlattığı sırada önceden değindiği bir şey vardı: burası Rumeli’den de göç almış, yeninin tutunabildiği duraklardan biri olmuş, aldığı göçün sosyal ve dini dokusunu sindirebilmiş, heterodoksa dersem yanılmış olur muyum o konuda biraz daha okumam kurcalamam lazım ama işte kenarda gibi görünen ve derine inen birşeyi bünyesine katabilmiş bir semt, bir yer, bir topos (eyvah, yine dedim).

kediyim, çeviğim, feleğin çarkıyım.

kediyim, çeviğim, feleğin çemberinden geçmiş derecede ahlaklıyım.

Ziyaretin Eyüp merkeze inip camide namaz saatine denk geldiğimiz kısmı bunları söylememe, ikna olarak düşünmeme neden oldu diyebilirim. Bir süre bekledik;  ezan sesinin grubun ve rehberlerin sesini bastırması dolayısıyla bir tur donduk. Biz donduk; insanlar yürümeye devam ettiler, tarikate uygun giysileriyle adamlar, gençler ve kediler geçti yanımızdan; bir de turistler. Eyüp’ün bu civardaki kedilerinin başka semtlerdeki kedilere benzemeyen yüz ifadeleri var: “Biz neler gördük ya sen ne diyorsun” diye az önceki ufka yakına bir yerden gelen bir tür trip attıklarını sanıyorum. Acaba kediler suyunu içtikleri, mamasını yedikleri semtin yüz ifadesini alırlar mı hep? (Mamalar hep aynı kökten geliyor olsa da…) Ezan, takip edemediğim kadar uzundu; bunun özel bir gün veya durum olduğunu düşündüm. Ya da burada ezanı farklı okuyorlar, farklı bir ezgi var, usul var; makam denen şeyin etkisi midir bu, onu da tam bilemiyorum ama mekanın ruhani küre/katman/kubbesini doldurduğu, bir de katmanın altındaki ve üstündeki diğer katmanlara iliştiği kesin. Müzik köşesi tadında değil yani. Kadıköy’de evin yakınındaki camiden yükselen “şimdi reklamlar, sesim de kötü ama idare ediverin, zaten gelen geliyor” tarzını yansıtmadığı kesin. Gerçi burada da gelen geliyor: namaz kılmak için zabıta bariyerleri tarzı demirlerin çevrelediği köşe/ortamda kendilerine ayrılan yere geçen kadınlar, önde saf tutan erkekler, bir de caminin duvarının dışında kenara kızı yaşında bir çocukla beraber toprağa oturup yerde namaza duran çarşaflı kadın. Görüntüsü alınabilemez ama akla kazınan görüntülerden biri bu, fotoğrafçının aciz kaldığı ana denk geliyor. Mezarların, kedilerin, kudümlerin ve gözlemelerin fotoğrafını çekebiliyoruz, ama bazı şeyler başkalarına hep karanlık, size hep aydınlık kalıyor (ve kimimiz de bu kişiye özel durumdan kaçmak için çakır çukur fotoğraf çekiyor).

Kudümler, kudümlerimiz…

 

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s