Yer kavgası

Kahve Adası


(İstanbul Modern, sinemanın sınırları konusunda bir çarpıyla bizi uyarıyor.)

İşbu bölüm bir adaya nasıl düştüğümüzün ve o adanın aslında bir köprü görevi gördüğünün özetidir.

Eczanelerin hastane dibine toplanıp dertlere derman olması (ve nasılsa aynı şeyleri satabilmesi) gibi kafelerin de sokaklara doluşup İstanbul Modern’e yolu düşenlerle organik bir bağ kurduğunu bugün çözdüm (aferin). Bu basit ilişkiyi daha önce bugünkü kadar netlikle göremediğime göre bir düşte yaşıyormuşum, yıllarımı boşa geçirmişim (toplumsal ekolojinin kanıma karıştığı nokta). Metruktan mutenaya kafe gıda takviyesi için, sinemadan-sergiden-kültürden önce/sonra silme kafelerden oluşan bir sokak seçiniz, oturunuz, başka işyerlerinin neredeyse görünmez olduğu ortamın tadını çıkarınız…Neşe, sevinç, kahve ve en az on yaş gençleşme…

Karaköy sahilden İstanbul Modern’e sinema aşkına beraber yürüdüğüm arkadaşım, böyle bir sokağı keşfedince mutlu bir şok yaşadı.
– ben burayı nasıl görmedim yaaa! Çok güzeeeel. Nasıl arada kalmış acaba?
– çokoşortammış gerçekten. Buradan kahveyi almadan sanata gitmeyelim bak.
– yalnız bu kebapçı niye boş? Üzüldüm bak, buranın iş yapmamasına. Hemen diplerinde halbuki.
– şekerim, Müslüman mahallesinde salyangoz satılmıyor, bilir misin…?

…dedim, ama dememle birlikte tepetaklak oldum, hemen o kibar ama sıkışık kafelerin bitişinde görece tenha duran ama geniş bir yer kaplayan nargile kafe tarafından. Hem de İstanbul Modern’in dibinde. Adeta diyor ki:

ne kadar kahveye kaçarsan kaç, hedefindeki sanata ulaşmak için nargileden geçecek yolun.

Sanat, hedef olmamalı, yolun kendisi olmalı, işte, boşuna demiyorlar. Sonra kahveci ceylanların içinde cennette sanırken kendini, nargile timsahına yem olursun.

Cadaloz ve Sinema

İşbu bölüm, kahveci ceylanların bazılarının aslında nasıl kaplana dönüşebildiğinin özetidir.

Film izleme sektöründe, çantayı koyup çişe gitmek diye bir temayül vardır; temayüller candır, hayat kurtarır. Bazen çantayı koymak, herkesten önce geldiğiniz anlamına gelir, bazen de kendinize ait bir yer çizdiğiniz anlamına gelir, bazen de gelmez. Bu sınırlar hep oynaktır. Biz de sinema salonuna girip yer beğenme aşamasında, arkadaşımla 0.346 saniye süren oraya mı otursak buraya mı otursak diyaloguna başlarken (cidden kısa sürdü) bu hayali yerimizi kıvrak ve aceleci bir abiye kaptırdık. Neyse, zaten ortaya oturacaktık. Abinin totosunun koltuğu nasıl kıvrakça yakaladığını görseydiniz, siz de hayran kalırdınız. Sanırdınız ki abi oturur oturmaz film başlayacak. Bu meselelerde gerçekten çok cevvaliz.

Ancak bir sorun vardı. Çantasını ve montunu bırakıp film başlamadan dışarı koşup gelen birilerinin yerine başka birileri oturmuştu, montları da yana koymuştu (galiba), işte o montların sahibi de elinde kahveyle gelip ama burası benim yerim çıkışını yapınca, ortalık karıştı. Ancak yeterince kahve içilmemiş olsa gerek, saloncak durumu algılamakta zorlandık, film gerçekten başlayana dek kavga da başlamadı! Tam olarak ne döndüğünü önden görmek mümkün değildi ama şöyle bir kıvılcım çaktı: Yer tutmak yok; yer tutmadım sizinle girdim, kahve aldım geldim; yer tutmayın ya, bana ne; ama siz neden montlarımızı alıp başka yere atıyorsunuz!; tamam tamam cevap verme.

Düşük yoğunluklu atarlanma, film sahiden başlayınca filmden rol çalmaya başladı. Kim kimin yerini almış, şu an bile bilmemekle beraber, ağızlar bozuldu, diller çatallandı, atarlar fezaya uçuşa geçti. Başka koltuklardan insanların da söze karışmasıyla, hatta yer kavgasına tutuşanlardan bazılarının da diğer koltuklara cevap vermesiyle olay adeta neşeli bir hal aldı:

Saldırgan olmayın!

Sen nasıl konuşuyorsun, karşında bir kadın var?!… Benimle böyle konuşuyorsun, bari o yanındaki kadınla sakın böyle konuşma olur mu?

(Bunun duygusal bir abla olduğunu tahmin ediyorum)

Kes! Medeniyetsiz!

Pis liberal!

Ahlaksız adam! Senin gideceğin yer Beyoğlu sinemalarıdır. Git, oraya yakışır bu tavır!?

(burada galiba ait olduğun yere dön demeye çalışıyor şair)

O sırada filmin ilk sahnelerinden birinde bir adam salını gölde çekiyordu ve yer kavgasına karışanlardan ikisi salonu terk etmeye karar verdiler:

sizin salonunuza kalmadık tamam mı!?

Dışarıda da devam eden bağrışmalar yüzünden yanımdaki arkadaşıma dönüp bence geri gelecekler, demişim. Artık şiddeti nasıl normal gören bir ortamlardan ortam beğeniyorsam…

Filmi baştan başlatabilir miyiz ya?

Tamam tamam artık susun.

Filmin özeti: harbi gerçeklik, sanal gerçekliğin canına okuyunca

Filmi tabii ki baştan başlatmadılar. Yer kavgasına tutuşanlar filmin canına okumakla yetindiler; o halde aslında film izlemeye, filme ve hatta izleyenlere saygı duyguklarını söyleyemeyiz; dertleri yerdi, çünkü yerimiz dardı; diktatör gibi her birimize numara verilmedikçe biz hep yer kavgasına tutuşacaktık.

Ceylan gibi sekerek geldiğimiz sinema salonunda şiddete tanık olmuş çocuk gibi hissettim; anne ve baba kavga eder, anne: sen benim telefonumu nasıl karıştırırsın der, baba evi terk eder, olan da çocuğun film zevkine olur. Tebrikler. Bu konuda acımı derinleştiren ve huzurumu kaçıran kilit nokta, filmde olayın, sakin bir kadrajda, su üstünde başlayıp filmin de esas derdinin yer kavgası üzerine olmasıydı; ve girizgahı bir yer kavgası ile berbat ettiniz. Sanal gerçeklik ile harbi gerçekliğin birbirine geçmesi demek böyle oluyor.

Sinema salonu ne kadar gürültülüydü ise, film o kadar sessizdi. Tekillik ve sessizlik manzarası olarak sunulan ilk sahneler, meğerse kavgadan, gürültüden, pataküteden kaçmak için organik, döngüsü dengesi yerinde bir ortam yaratmak içindi. Huzur diye yansıyan sahneler aslında kendine ait bir oda, özel alan yaratmak ve korumak içindi. Yani huzur yalandı. Bu ortamda gecekondu kurar gibi bir mini medeniyet kuruyordu filmin esas dedesi. Fazla konuşmaya gerek yoktu; çünkü bizbizeyken fazla konuşmaya gerek yoktu; başkasıyla konuşmaya gerek vardı; yabancılık çektiğimiz zamanda ve yerde konuşmaya gerek doğuyordu; tıpkı kedilerin insanlara başka nağmeyle, yan sokağın afacan hırsız kedisine başka nağmeyle miyavlamaları gibi. (Ben bu noktada yeryüzünü biraz terk edip daldım gittim; eskiden sinemada animasyon seyretmek için özellikle öğlen seansını yakaladığım, böylece çocukların çizgi filmlere verdikleri tepkiyi gördüğüm ve ruhumu şenlendirdiğim zamanları hatırladım… Sonra yakın çevremde çok konuşan, ama hakikaten çok konuşan bazı insanların neden hiç susmadıklarını düşündüm, neden hep ünlemek zorunda hissettiklerini ve neden eş-dostun onların iyi hatipler olduğunu düşündüğüne takıldım; belki de onlar aramızda en yabancı hissedenlerdir..midir… Derken filmin seyri değişti; adanın sınırları yamulmaya başladı.)

Adaya, yani filme pataküte 50.dakikada silah sesinin duyulmasıyla geldi. 60. dakikada adaya silah getirdiler. Arada bir silahla oynayan çocuk-adamlar “isminiz nedir güzel bayan? gelsenize buraya” diyerek adanın çilli prensesine sırnaştılar. (Bu sırada, filmi beraber izlediğim arkadaşım, bunu güçlü ile güzel arasındaki çatışmanın bir başka görüntüsü olarak yorumladı. Adeta her şeye gücünü basan güçlünün güzel tarafından baskına uğraması, yenilmesi, fondü kıvamına gelmesi gibi. Kendisine katılmıyorum; sarkıntılık her türlü sarkıntılıktır, romantiği-kibarı-yumuşağı olmaz. Ben çok güçlüyüm ancak gücüm güzele yetmedi demek ben bir ayıyım demek de olabilir. Nokta.)

Ada diyorduk… Ada olunca, Robinson’u, Cuma’sı da eksik olmaz tabi. Her adanın bir Robinson’u olur. Ancak, birden fazla Cuma olması için bütün Cumaların kendini Robinson sanması ve “ben ayrımcılığa uğramıyorum, çünkü ben düzgün, şahane, fevkalade olanım, efendi gibi duranım” demesi gerekebilir. Bizim filmdeki söz konusu adaya da Robinson geldi, işleri karıştırdı. Ancak, bilmedikleri bir şey vardı -ve bizim de o an gelinceye kadar düşünmediğimiz-: ada yaşayan, dönüşen, nefes alan bir mekandı.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s