kalmayan çare

Ortaokulda beni sözlüye kaldırıp Abbasiler’in İslam mimarisine katkısını anlattıran asık yüzlü bir tarih hocam vardı, bana ecel terleri döktürdüğü için kendisini hiç unutmam, bir de asık yüzünü; aslında iyi bir kadındı, çok da bilgiliydi. Hey gidi 90ların başı. İkide bir tekrarladığı bir şey de vardı: Türkler, devlet olayını sürekli bir yıkıp bir kurmuşlar, öyle var olmuşlardır çocuklar, bunu unutmayın derdi. Güneş batmayan imparatorluk mantığına farklı bir bakış yani. Türkiye’nin rakı, zurna ve göbek atmaca milliyetçiliği güneş, gök ve börü miliyetçiliğinden daha ağır basan bir yöresinde ortaokula başladığım için sınıftan oley! heberoy! vay be ecdada bak! diye coşkulu tepkiler yağmadı (henüz vakti değildi herhalde) tabi. O yıkıp yeniden yapma eğilimi, sürekli baştan alıp satranç tahtasında dans etme takıntısı kafamın tepesinde bir yerde hep asılı kalmıştır: niye yıkarsın kardeşim, eldekini değerlendirsene, biraz tutumlu ol, adamın vaktin enerjin o kadar mı bol, o kadar mı değersiz… çocukluk işte. Neyse, en son Interstellar’da benzer bir eğilimle Teksas’ı kurtarmak için Satürn’de taze bir başlangıç yaptıklarını izledikten sonra dedim ki evrende yalnız değiliz. Twitter’da güncel fikir oluşumlarını takip ederken “başka çare kalmadı” diye bir ibare görünce yine tarih öğretmenimin yüzü belirdi gözümde, dedim ki hayırlısı.

via twitter.com

via twitter.com

Reklamlar