ruhun odaları

Yeni yıla girerken eskiden kalan bir e-artık-izle! listesini temizlerken, hiç ummadığım kadar huzur veren bir filmle karşılaştım. Yazmayacaktım, ama bende bıraktığı huzuru belki bir gün özlerim, o yüzden buraya not düşmek lazım.

Bu filmdeki kahramanımız, dünyalar güzeli bir kadındır (bak bu değişik) ve mutsuzdur. Aslında sahip olduğu güzel şeyler vardır ama gel gör ki maddiyata takılmış ve nonspace‘e tıkılmıştır: otel, metro, turistik caddeler ve tapınak. Bir dakika, burada bir yanlışlık var, tapınak nonspace olmayacaktı? Ama kahramanımız tapınağa da adeta havaalanına gider gibi takılmaktadır: Bulunduğu yerden özgürleşmiş başka bir yere ulaşmak istediği için ve fakat ulaşılacak yerde de kalmak istemediği için. Öyle dolanmaktadır, kibirsiz, ruhani bir arayış içinde, mutsuz ama parmağını mut konusunda gerekli yere koymadan, işaret ve işaretçilere yeterince dikkat etmeden. “Ruhunuzu villa gibi dikmenin, kondurmanın ve döşemenin yolları” isimli teypler dinlemekte, ruhani bir açılım elde etmeye çalışmaktadır. İşi ve görüntüsüne kapılıp giden eşi de bu durumu bana sorarsanız körüklemektedir. Teypler gülünç şeylerdir; çünkü nonspace olan, bir anlamda soyut binaların içinde dinlemekteyizdir onları; gayet somut duvarları sayesinde var olan soyut binalardır bunlar ve aslında film boyunca yıkın duvarları ulen! etkisi yaratmazlar; çünkü kahramanımız özgür bir kedi gibi zaten isteyince şöyle bir dolaşıp gelmektedir. Yani, ne bir yerden kopmakta, ne de bir yere varmaktadır, hep oltadadır. İletişim? O ise olmayan bir şeydir.

Antagonist sandığımız adam ise en az kahramanımız kadar mutsuz, en az onun kadar kayıp, tam onun gibi kayıp ve tam onun kadar protagonisttir. Yolları bir nonspace‘te (otelde) kesişir ve o tırt mekan güpgüzelim bir dolu-mekana dönüşür -olduğu kadar tabi. Dolar, taşar, evrilir, bükülür, yansır… ama böyle dediysek sirk, panayır, mezat yerine dönmüyor herhalde. Bence antagonistimiz de iletişim kurma konusunda elleri bomboş kalan bir abimizdir. Kocaman bir dünyayı sığdıracak kadar zamanda duydukları, konuştukları beş kelimeye küçültülünce, telefon suratına sözü bitmeden kapanınca, kelimeler hatta kaybolunca, hem dile hakaret, hem de konuşmak isteyene hakaret demektir bu durum. Telefon hattına da hakaret sayılır. Abimizin başına bu durum bolca gelmektedir. Ayrıntılar… ayrıntılar çok önemlidir; ayrıntılara dikkat eden iyi niyetli bir insan gördüğümüzde onu dost bilmek, hiç peşinden ayrılmamak, manyak gibi takibe almak gerekir. Bana kalırsa protagonist ablamız bu ince bilgiden haberdardır… ve olaylar gelişir. Şehir de, yabancı sokaklar da, zaman da dolar, her yerde bu iki kişi arasında ipler kurulur, böyle inceli kalınlı olsun, renkli olsun, kedi merdivenli olsun hatlar bağlanır, sonra bu iplere çamaşırlar asılır. Ruh da bu çamaşır ipleri üstünde hoplaya zıplaya gezinir durur. Ruhun odaya ihtiyacı kalmaz, çünkü hatları vardır. Oh, mis.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s