Sakal, vol.1

Bazen karşıdan karşıya geçerken, otoparktaki görevlinin yanından yürürken, kahve içerken, bir dükkandan çıkarken, market alışverişi yapmaya çıktığımda ya da bir yerde müzik dinlerken aklıma takılıyor: bu sakalın altında ne var? Evet. Bu soru, bir caddenin silme kafişop dolması gibi, bir sokakta metrekare başına 12 tane havalı hipster gencimizi görünce düşünüyorum, bu sakalın altında da eşdeğer oranda vakur, azametli, necip ve bir o kadar da dinamik bir yüz, bir kafa var mı? “Erkeğin makyajı saçtır” diyen reklam panoları bir yana, masif görünümlü bir sakal veya sünnet icabıyla bırakılmış ve tülermiş bir sakal algıda seçiciliği alna yönlendiriyor, onun da farkında olalım… Nihayetinde bu dekoru takip eden notalar, ezgiler, hımhımlar da söz konusu -ki benim derdim o.

İşte bu bağlantıyı sorgularken dedim ki, kızım çok taktın sen bu sakal mevzuuna. O yüzden biraz oku. Arayışıma eşlik eden bir kitap elime geçti: avcılık ile sanat, spor, kumar, koleksiyonerlik koşut bulan bu kitabta erkek, risk almak ile programlanmış bir tür gibi duruyor (spor, sanat, kumar ve koleksiyonerlikle uğraşan kadınların ne tür bir avcılığı ikame ettiklerini henüz kitaptan anlayamadım); türün ve soyun devamı için erkeğin dikkati çekmek ve dikkati ilelebet çekmek amacıyla bedensel süsleme ve gösteriyle da arası sıkı fıkı görünüyor. Şöyle hemen bir kuple not ediyorum:

Bedensel güç harcama ve risk alma erkeklerin günümüzde bazı sembolik biçimlerle canlandırma itkisini hâlâ duydukları ilkel avın iki özelliğidir sadece. Ayrıca avı eve taşıma dürtüsü vardır: Yerel süpermarkette et almak erkeği pek kesmez. Başka şeylere daha gerek vardır. Çarelerden biri eşya toplama takıntısını edinmektir. (…)

Alıntıyı balla keserek, gözümün önünde canlanan Kaptan Mağara Adamı (ve sakalında gizli koleksiyonu) sizin de gözünüzde canlandı mı, merak ediyorum. Devam edelim:

Yine çoğunlukla erkek olan koleksiyoncu belirli bir nesne kategorisine dönük bir tutkuya kapılır ve ardından elinden geldiği kadar çok sayıda iyi örneği toplamaya koyulur. Seçtiği kategori usta ressamların tablolarından kibrit kutusu kapaklarına kadar neredeyse her tür şey olabilir. İçinden seçilecek birçok şey olduğu sürece, kategorinin önemi gerçekten yoktur; koleksiyonlar genellikle sıradan örneklerle başlar ve daha sonra gittikçe nadir parçalara doğru ilerler. Bunların izini sürmek ve ele geçirince eve getirip büyümekte olan koleksiyona katmak nesne-avcısının özel hazzı haline gelir.

*

Yine balla keserek, alıntının nokta atışını derinliğe mi genişliğe mi yaptığını anlamadığımı belirtmek isterim. Ne kadar çok gezdin gördün yedin topladın foto çektin mi mesele, yoksa nasıl da fıldır fıldır dolandın, nereleri geride bıraktın mı mesele? Toplayıcı olmak yemek, tüketmek, ulaştırmak, dağıtmak için değil de göstermek için. Müzik koleksiyonerliğini ele alalım; çok güzel, çok çeşitli, çok nadir (!) müziklere erişimi, karışımı, birikimi olan ve bundan söz edebilen bir adam, kitabın iddiasıyla uyumlu bir şekilde hatunları etkiliyor, risk konusunu bilemem ama kulağı iyi duyuyor, gözü iyi yakalıyordur denebilir. Yani bu avcılık oyununu güzel oynuyor. Sakalı var mı yok mu emin olamayız, ama varsa şaşırmam. İyi bulup çıkarıyor, sonra da kedi gibi getiriyor. Biz de kolektif olarak faydalanıyoruz. Ancak bir sorun var: koleksiyoner hatunsa? Şöyle örneklendirelim. Yıllar yıllar önce yaşadığım yurtta ortak kullanıma açık bir bilgisayar vardı, herkesin hesabına girişi mümkün ama dosyalar ortak kalabiliyor. Her gelen biraz müzik dosyası atıyor, üstün bir arşive doğru gidiliyor. Ancak hiçbirimiz Gulbenkian değiliz. Audiogalaxy hesaplarımız da bu ortak müzik dosyalarına doğrudan erişim sağladığından, günlerden bir gün kendi hesabımdan gezinirken, “harika bir arşivin varmış, wow!” gibi bir övgü ve ilgi görüyorum. Ne? Hangi arşiv? Sorusunu ilk o zaman sormuş olabilirim. Dikkati çekmeyi hedeflemiyordum, ama galiba bilmeden avı çoktan eve getirmiş oldum..

Sakalın oluşuna ve amacına dair sorularım beni tuttu nerelere savurdu… Bir şeyleri yemek için değil sergilemek için toplayanlardan tut da berduş tipli Kaptan Mağara Adamı’nın saklı dünyasına kadar… Şuraya kadar bana işaret umut ışığı veren tek ifade “süpermarketten et almakla tatmin olmamak”. Ama yine de henüz o sakalın altında ne var, neyin ezgisini niye mırıldanır o görünmeyen ağızlar, sorumun cevabını bulamadım. Hoşuma gidiyor, bir sebebi olması mı lazım cevabı beni kesmeyeceği için okumaya devam ediyorum.

*Kaynak: Desmond Morris, Çıplak Adam, 2009, Ntv yayınları.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s