aşırı iletişim

Lafı uzatmayacağım – bir migren atağının hemen eşiğinde olabilirim, o yüzden kısa kesmeli-; bugünkü perdede, insanlardan başka bir karakter ön plana çıkıyor. Olay, yavan bir dünyada geçiyor, tazeliği gitmiş malzemelerle yapılan yemekler kadar yavan. O yüzden olayları fişeklemek, hızlandırmak için bir köpek gerekiyor. Kahramanlar kendi odalarında yaşamaktan aslında memnun, etliye sütlüye karışamadan, dört duvar ve kendilikleri eksenli hayatları sayesinde görüş mesafeleri daha da kısalmış (evsizler ne kadar şanslı dediğini duyar gibiyim içimizdeki münasebetsizlerin), idareten yaşıyorlar. Sonra bir akşam cebren ve hile ile tanışıyorlar, birlikteliklerine başlıyorlar. Ama sorgulanmamış bir hayatın kuruluğuna sahip olduklarından potansiyelleri olsun, verimleri olsun, vasat kalıyor. Evet, tam olarak böyle. Böyle vasat hayatları izlediği için de izleyici kendini onlarla rahatça bağdaştırıyor, kolayca sahnede hissediyor; dilerseniz asgari müşterekler diyin, dilerseniz küçük şeyler insanlara yetiyor işte diye şiire başlayın. Çöpe atılmak gibi korkuları olan bir köpek sayesinde, pardon, o köpeğin yer değiştirip eve alınması sayesinde kahramanlarımızın vasat hayatlarından korkularına inebiliyoruz. Köpek evleniyor, rahatlıyor, anlatıyor, bağlantı kuruyor, aktarıyor, yorumluyor; kahramanımız çift ise sadece ses çıkarıyor. Dilerseniz böğürüyor, anırıyor, konuşuyor, bağırıyor…da diyebilirsiniz. Böylece iletişim 2+1 kuralı ile kurulmuş oluyor. Bu duruma en önde oturan geniş abi, bir de arkalardan perdeyi takip eden ben çok gülüyoruz. Galiba öndeki abi daha çok gülüyor. Ben köpeğe bakıp eğleniyorum. Aslında kahramanlarımız konuşuyoruz, iletişiyoruz zannediyor, aman insan-dışı, belki insan-ötesi (hem aktör hem izleyici hem insan hem hayvan) olan köpek, onların yerine konuşuyor. Çünkü adam ve kadın (the kahramans) yaşamak değil, bir an önce raf ömürlerini tamamlamak istiyorlar. İnsan-dışı, insan-ötesi (nonhuman, more-than-human) konularına ışık tutan benzersiz bir koordinat oluşuyor sahnede. Köpek kendi sömürülen, ihya edilen, himaye edilen, hoş karşılanan, itilen kakılan varlığını güvenceye almakla mı uğraşsın, onların bir nevi sömürgeci hayatlarını idare etmekle mi uğraşsın, onların ne halt etmeye çalıştığını bizim için anlaşılabilir kılmaya mı uğraşsın, yoksa “yanlış hayat doğru yaşanmaz” diye hamilerinin ahlaki eleştirisini mi getirsin ortaya? Bu kadarını “anlamamı beklemeyin benden” diyerek güya yerini mi bilsin, yoksa bu denklikte aslında tek garantili varoluş biçiminin parazitlik olduğunu mu anlasın… Sahibinin insafına kalan ama sahibinden daha çok okuyan köpeğin işi çok zor.

kahramanlarımız konuşmuyor…

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s