Saat 3:23. Yağmurlu bir yoldayız. Karanlıkta otobüsümüz iz sürüyor, bu karanlık hoşuma gidiyor, sanırım bana bebekken (?), çocukken, ergenken, ilkgençken, gençken ve genç yetişkinken gittiğim yolları hatırlatıyor, devamlı yolda oluşumu hatırlatıyor (bunu sorgulayan, en azından merak eden çok az arkadaşımın varlığını da hatırlatıyor; ne hoş! Kimse garipsememiş neden sürekli bir yerimin olmadığımı, mahalle arkadaşlarım olmadığını ya da çocukluktan kalma tanıdık yüzlerin yok denecek kadar az olduğunu…). Düzenli bir uğultusu var yolda olmanın. Kendinle başbaşa kalmanın sağlıklı uğultusu. Yola dokunmanın da sağlıklı hissi denebilir. Bir tür iletişim, sahici. Kimseyi kandırmaya gerek yok. Yola hava atacak kadar komik olamıyor insan; neysen osun yolda, yoksa seni savurur atar yani, sağı solu belirsiz, “arşe”si olmayan, tepesi atık bir yabani arkadaş gibi düşünüyorum yolu.  Hem de başkalarının hep çok konuştuğu, milletin dırdırından derdinden bireyin kendi sesini duyamaz hale geldiği toplumlarda yalnızlık (solitude belki de; ne belkisi yahu, kesin, kesin.) bulabilmek için nadir bir alan ve zaman veriyor, eşsiz bir aracı. Hazine gibi bir şey (para kazanmayı pek beceremeyen biri olduğum için başka türlü hazineler icat ediyor, icat çıkarıyorum). 

Ne zaman yola çıksam kafam iyi çalışıyor, sanal hareket hissiyle herhalde beynimin çarkları da dönüyor, beynim adeta sorumluluk ve ahlak duygusuna sahip tuhaf devlet dairelerine benziyor, çalışıyor! Olacak iş değil! Her tarafım fikir balonlarıyla doluyor, sonra yolda beynime ayrılan süre sona erince hop asık suratlı, mıymıntı bir düzene geri dönüş başlıyor… Kamusal alan dedikleri yol olmasın sakın?

Aslında yol bir eşik; havayla, rüzgârla, kar tanesiyle, asfalttaki gizli buzlanmayla, bisikletine arkadan çarpıp geçmişini geleceğini birkaç saniyede dümdüz eden çakma Schumacher ile tanıştığın, yüzleştiğin, başbaşa kaldığın romantik ve bir o kadar da korkunç, özel bir ortam. Hem kendi korkularınla yüzleşebilirsin, hem başkalarınınkiyle. Bu açıdan uçağa binmenin bendeki yeri ayrı: Hayatımda en yoğun panik, endişe ve üzüntü duygularını (Ne olacak? Nasıl olacak?) taşıyarak binip sorularla (Olur mu? Olmaz mı? Bu sefer de mi olmuyor? Acaba aslında oluyor mu?) indiğim uçaklarda illa ki düşünmüşümdür; Schrödinger’in kedisi gibiyiz şu an, varız ama yokuz, bu kuşun içindeyken dışarıya yokuz gibi, ama aslında kuşun içinde saklı mevcudiyetimiz var olduğumuza tek işaret. Bunu dünyayla bağını koparmaya yeminli ve eziyet çeken bir pilot veya savaş oyununa meyilli, kafasındaki canavarları doğru düzgün dinleyen birini bulamamış, isyanı bir virüs kadar inatçı oğlanlar ortamı bozmadıkça, orada bir kedi var uzakta. O yüzden bütün hesapları kapatarak uçağa binmenin gerekli olduğunu bile düşünürüm, acılı huzursuz bir hayalete dönüp kalmamak için (hayaletlere inananlar dünyayı en çok sevenler, dünyayı öyle bırakıp gitmeye kıyamayanlar mıdır, nedir?) şart… Neyse ki uçakta sadece kendi korkularımla cebelleşmiyorum. Bir defasında annesi hasta olduğu için yanına hemen gitmesi gereken bir kadınla yanyana düştük; hayatında hiç uçağa binmemişti ve en az 35 yaşındaydı, mecburen bu kez binmişti ve çok korkuyordu, az kalsım elimi tutacaktı. Korkmayın, bir şey olmazç ben yanınızdayım filan demiş olabilirim. Bozuk dişlerini hatırlıyorum, OrtaDoğu ülkelerine süttozu yardımı yaparken Amerika’nın kendi orta güneyini unuttuğunu düşünmüş, üzülmüştüm. Bir başka sefer muhtemelen denizaşırı gitmekten ve türbülanstan şundan bundan korkan bir Polonyalı devamlı konuşmuştu, neden Türk’e benzemiyorum’a,kocam var mı’ya kadar sordu, ama heyecanı yine dinmedi. Başka bir sefer bir rahiple yanyana düştük; gerçekten ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum, sanırım yine Doğu Batı karşılaştırması yapmaya kalkıştık, sanırım kafamı ütüleyemeyecek kadar gergindi. Bu yolculuk eşliklerinden herhalde en sevimlisi, oğlunun tuttuğu deniz levreklerinin fotoğraflarını gösteren (hazırda varmış) Bostonlu amca oldu şimdiye dek. 

Hepsi eşiğimin parçası oldular, tıpkı nice diğerleri gibi.  Sayelerinde korku eşiğim yükseliyor, anakucağından kopmamış kuzu adamlar ve ödlek hatunlar gibi ota bite ay korkarım, tiksinirim, ıyy hiç sevmem, çekemem demiyorum. Hatta bunun araştırması bile var, tiksinti duygusuyla muhafazakarlığın korelasyonları filan, okusa ız çok seversiniz, gerçi belki tiksinirsini de, bilemedim.
 Ama korku dediğin yedikçe bitmeyen pilav gibidir; misal, birileri hep yoldayken başka birilerinin hep durması korku, endişe, takıntı, manyaklık kaynağı olur çıkar. Bu konu çok önemli. İlişkilerinizin neden tıkırında gitmediğini, işvereninizin neden “ay ben en fakirim nasıl edeyim de sana sigorta vereyim” dediğini, bazılarının neden başkanın adamları olduğunu ama diğerlerinin sadece oy verdiğini ve durduğu noktadan konuştuğunu -aslında ilk grubun da durduğu yerde durmayı çok ciddiye alması gerektiği-, kimi otomatiğe bağlayıp düşünmeden hareket ederken diğerlerinin bir kedi gibi nazik ve düşünceli hareketleri olduğunu filan hep böyle dur/kalk denklemiyle düşünerek daha etkili yorumlayabilirsiniz. Misal, bundan üç saat önce otobüse yolcular geçerken, aracı sürecek olan şoförün ayakta dikilmesini anlamayan, adamın inmek için beklediğini görmeyen, bir an evvel otobüse binmezse balkabağına dönüşeceğinden korkan yolcu gibi.  Veya ekranı çalışmadığı için otobüs şirketinin ona ” garezi var herhalde” diye sitem eden yolcu gibi.  Hıı, evet. Veya kafese konulup otobüste taşınmak üzere aramıza katılan kedi gibi. Otobüse almayacaklardı onu, ama sahibi bence bir yolunu buldu ve kedi sıkıntılı miyavlarına devam etti. Kafesten inene dek o kedi yok; indikten sonra kapatılmışlığını ve korkuyu bakalım hatırlayacak mı?

Saat 4:31. Belki de yol, kediyi anlamaya yarayan eleştirel bir eşiktir, yani neden olmasın.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s