kurbanizm-1

yazının sonundaki şarkının konusu:

Kurban Bayramı vesilesiyle birkaç gün hayvanlar alemi temalı müzik arayışına gireyim diyorum, madem müzikle beslenmek, sağalmak, düzelmek, dirilmek, hatta bir de bakmışsın koşmak ve köprüyü geçmek söz konusu.

Bir canlının başka bir canlı üstündeki mutlak otoritesi bahsine ve bunun civar topraklarda (geniş anlamıyla Küçük Asya, Orta Doğu veya doğrudan Akdeniz mi desek acaba?) ne de yaygın bir pratik olduğuna pek bulaşmadan, ‘küçük dostlarımız’ ile ‘inanç sertifikası’ söylemleri arasında salınıp duran bu kutsal dönemi acaba bir playlist ile düşünmek nasıl olurdu? (Üstelik Romantizmin Yıkıntılarında’n yola çıkarken Eyüp Özveren’in yazdığı gibi bir şeyi akla getirmeden, yani mesela Batı’nın kendine bir kök aradığı yeniden doğuş ve birikim çağında kendine Eski Yunan’ı kök seçmesi, yani çok afedersiniz ama kan davası, kıskançlık, vahşet, gözü dönmüş tanrılar, mal mülk sahibi yurttaşlar, işgal, köle etme, sürükleme, sömürme, şiir ve kahramanvari duyarlılıkla nam salmış şu Eski Yunan’ı kök seçmesi, ama önce Helen Uygarlığı’nı, adamayı ve adanmayı haşince seven Akdeniz yatağından, ailesinden çekip koparması gerektiği gibi hamlelerin ayrıntılarına bulanmadan müzik kısmına geçmek…nasıl olurdu? Evet, iyi bir manevra yaptım bence.) Geçen birkaç haftanın benim bilincimin kenarına süpürdüğü bilgi, ne çok kurban verildiği ama gözden çıkarılanların ne az korunma getirdiği… Akdeniz, genel olarak kurbanlık sahasına dönmüşken (aa, n’oldu, birdenbire kaçtığım ayrıntılara geri döndüm), Batı’ya sığınmak isterken helak olmanın “kurban etmek/edilmek” diye anlaşıldığı… Cezanın, suçunu aradığı yani bir anlamda… (Kadıköy’de bir apartman binası duvarına işlenen buna benzer bir duvar yazısı vardı.) Bir kere gözden çıkarmaya başlayınca hızını alamayıp kurban vesilesiyle ibadet meselesinin kimimiz için hızlı ve öfkeli bir modernizme döndüğü… (misal, ipini koparan boğanın TEM otoyolunu kilitlemesi örneğinde aradığımız bu hız kazanmış modern öznenizi görebilirsiniz kuzum.) Bireysel ibadetin kolektif bir başka söylemin eline geçip topaç gibi fır döndüğü…

Bu ibadetin hayırlara vesile olmasını dileyen annem birkaç saat sonra sofrada dünyanın vejeteryanlığa doğru kayması konulu sohbette ön saflarda destekçim. Vejeteryanlığın faydaları, her şeyden önce midenize çünkü. Hissedilen bir fayda kendisi; içte, içtenlikle, doğrudan ve zamana yayılan bir hisle beraber geliyor. Derken eski bir vejeteryan iken işkembe paça çorbasını mideye indiren bir arkadaşım gözümün önüne geliyor. Sonra altı yaşındayken balık yerken onun yüzdüğü anı düşünen ve yediği şeyden değil, onu yiyor olduğu o insan halinden tiksinen, artık vejeteryan bir veri kaynağının (nasıl, mesafeyi iyi korudum mu?) görüşmedeki sözleri aklıma geliyor. Açıkçası bu verileri ve bilgisini kusacak kadar sindirdiğimi sanmam henüz; ama bütün bunların “can” ile “ben” arasında artan mesafelerle bir ilgisi olmalı.

Oysa hayvanların insanları ters köşeye yatırdığı hikayelerle dolu kent hayvanları haberleri (misal, eve banyodan giren yılan, bebeği sokan piton, bahçeye inen vaşak, balkon camını tıklatan ayı, kuduzun artık ortalıkta pek olmadığını onaylayıp kuduz aşısını önermemiz, arabanın içinden çıkarma operasyonuna konu olan yavru kedi), insan-olmadan aramızda yaşayanların (nonhuman diyelim buna) bölgelerinin (hadi buraya da bir territory gelsin) insan formunda yaşadığımız ortamda (buna da şehir mi diyoruz?) düşündüğümüzden daha güçlü kozlarının olduğunu gösteriyor (ne yani, göstermiyor mu?) Mutlak otorite, köşeye sıkışmış haldeyken bize en lazım olan ruh (spirit desem, birtakım kelime oyunları yapsam, hem içilen, hem güldürüklü hem kendine inandıran, hem de uçan kaçan bir şeye işaret etsem, güzel olmaz mıydı?..). Bu mantıkla gezginlerin, göçmenlerin, genç kentli seyyah profesyonellerin, kapana kısılma hissinden muaf olduğu gibi bir teze hop diye atlayamayacağım ama. Çünkü aslında yeterince tanıdık olmadıkları bir köşede çarpılma hakları saklı duruyor. Yine bu mantıkla, bölgesini karış karış bilen bir hayvanın ise bizim duyularımızdan muaf bilgimizle işi olmaz. Demek ki neymiş, kurban ettiklerimizi, duymadan da yeterince iyi bildiğimizi sanıyoruz belki diyerek bu gece bana ayrılan zamanın sonuna geliyorum ve sözü, şarkısı güneye solisti kuzeye meyleden bu şarkıya bırakıyorum. Zamanı daha fazla kurban etmiyorum çünkü bana lazım. Daha çok iş var.

Reklamlar

var yorum?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s