34’te 34

34 sayfa yazıyı gözden geçirmiş ve gözleri de bitmiş biri olarak elimden dökülenler şu sırada şu kadar olacaktır:

this is not a wild action for footnotes.

Sanırım yarından sonraki metinler benden wild action bekliyor, eh madem, n’apalım…

histerik ile takınaklının maceraları

Bazı erkekler çevrelerindekileri kızdıracak derecede her hareketi yorumlamak ya da açıklamak gereği duyarlar.(…) Ya da günlerini akıl almaz biçimde kesin bir programa göre ayarlar, listeler yapıp her şeyin yerli yerinde olmasını sağlarlar. Onların bu rutinleri hayatlarını tam anlamıyla ölüleştirir. Histeriklerin çok sıklıkla takınaklı erkekleri çekici bulmalarının sebebi de budur: Takınaklılar cesetleri temsil etmek, histerikler de cesetleri hayata döndürmek için ellerinden geleni yaparlar. Bir histerik daima başına bir şeyler gelen kişidir; oysa takınaklı, bazen insanların ona rastgeldiği bir şeydir (yaşayan, ölü olmayan insanların). Erkek önceden belirlenmiş zamanda gazetesini okumaya çalışırken, kadın onun rutinini bozmaya, konuşmaya ya da başka bir şey yapmaya, gazetenin zorbalığından kurtarmaya çalışır. Ve burada kadın gerçeğe daha yakındır, çünkü erkek, hayatını ölüleştirmekte, kesinlikle hayattayken, hayatta olduğu gerçeğini unutmaya çalışmaktadır. Bu nedenle takınaklı erkeğe hep ¨Bu kadar sıkıcı olma (¨Dans et!) histerik çıkışmasında bulunulur; bunu ¨Bana ölü olmadığını göster¨ diye çevirebiliriz. Yani, birliktelikleri zor olsa da histerikler ve takınaklılar gerçekte birbirlerine pek uygundurlar.

Darian Leader, 1997, Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler?, 49, Ayrıntı Yayınları.

Kimin hikayesi?

Küçük burjuvanın hayatını anlatan, onun zaaflarını, onun adiliklerini dünyanın en büyük kahramanlıkları, en asil heyecanları gibi gösteren hikayelerden illallah dedik artık. Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var. Ama ne yazık ki biz o insanı tanımıyoruz. Girmişiz küçük burjuvanın içine, yuvarlanıp gidiyoruz. Başka cemiyetlerin, başka sınıfların adamı olduğumuzu bile bile. Bizim dertlerimiz, içinde yaşadığımız adamların dertlerine benzemiyor. Ne parada gözümüz var, ne pulda. Geçenlerde bir kadın, “Benim için şiir,” diyordu, “beyaz bir otomobildir.” Biz, en küçük menfaatlerini bile korumaktan âciz zavallılar, nasıl onlarla bir oluruz. Biz, tanımadığımız o büyük sınıfın, o fakir sınıfın adamıyız. Ama tanımadığımız için de onlardan, onların hayatından bahsedemeyiz. Üstelik tehlikeli bir iş o. İnsana sol diyorlar, komünist diyorlar. İyisi mi, bir yazar hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı. Ben de öyle yapacağım

.

Baharın ettikleri, Orhan Veli.1948.

Koptu bir uğultu bir kıyamet. Çıktı ölenlerin iniltisi, öldürülenlerin çığlığı. Toprağı suladı kan ırmağı. Karıştı birbirine insanların korkuları, gürültüleri.

Kasımpaşalı Oedipus, s.22 (Cem Kalender)

Ucurumlu tepeler

Ancak ozgurluk talebini ortaya koymak zaten ozgurlugun kullanilmasina baslamis olmak demektir; daha sonra bu ozgurlugun mesru bir hak olarak benimsenmesini istemek de hakkin kullanilmasi ile gerceklesmesi arasindaki ucurumun varligini duyurmak ve bunlarin ikisini de, ucurumun gorulmesini, yani o ucurumun harekete gecirici bir rol oynayabilmesini saglayacak biçimde kamusal soyleme sokturmak anlamina gelecektir.

…diyor Butler, Spivak ile soylesi sirasinda. 

Musical Elaborations

Edward Said, Adorno’nun ‘musiki topluma, toplum musikiye yabancı mirim’ yaklaşımını açıyor; asosyal görünen şeyin altında gayet sosyal bir sebep yatıyor:

From the time of the Baroque, music had been not only a documentation of the bourgeoisie’s reality but also one of its principal art forms, since the proletariat never formulated or was permitted to constitute itself as a musical subject. By the early twentieth century, radical modern music of the kind composed by Schoenberg and his main disciples Berg and Webern has had its social substance abstracted from it by entirely musical means. New music has become isolated and hermetic not by virtue of “asocial” but rather because of social concerns. (…) [By putting a distance from] the everyday world of listeners and perhaps even of performers, new music casts a devastatingly critical light upon the degraded and therefore meaningless world, (…).