çöpte(n) yaşamak

çöp dönüştürenlerle birlikte sanat. yani tam olmasi gerektigi yerde, galerinin disinda.

Reklamlar

‘hiç Kurt Vonnegut okudun mu?’

New York metrosunda home/less busking veyahut da Joe Crow Ryan’ın hayatından, performansından bir kesit. Bu vidyodaki hikayeye yapışan istihdam, sağlık, eğitim, refah, toplumsal cinsiyet ve adalet(sizlik), iletişim(sizlik) ve erdem/değer notları o kadar gerçek, o kadar evrensel geliyor ki, geriliyorum. Birkaç defadır izledim bu hikayeyi, bambaşka bir bağlamda müzik üstüne süren kendi çalışmamdan dolayı tuttuğum notlarla örtüşen öyle çok şey var ki, beynimin olmadık köşeleri uyanıyor. via Vice, 2012.

çarçabuk (ve sözde yanlışlıkla) unutmak istediklerimiz

istanbulun denizalti vapur iskelesinde sergide 2015 eylul  .png

2015 sonbaharı, Kadıköy vapur iskelesi’nde denizaltına attıklarımız sergileniyor: Cengiz Kurtoğlu kasetleri, bazı Nokia’lar ve telefon gereçleri, küllükler, bıçaklar ve piller.

Daha fazlası için bkz.

 

aman petrol veya… hayır petrol

Liberate Tate grubundakiler, Tate küratörleri aracılığıyla iletişim kurulup çağrılmış ama sonra BP tarafından sponsorluk alan müzeye bunu yakıştıramamışlar, söz dinlemeyen asi bir ekip olarak müzenin yerlerini karalamışlar (gerçek kötüler kıhkıhısı). Çoluk çocuk müzeye yatıya gitmişler. Bir de üstüne izinsiz karakalem çalışmışlar. Sanırım kameraya alındığı için, müze güvenlikten tam “destek” alamamış. Konakladıkları alanı müzenin diğer ziyaretçilerine kapatan müze yönetimi, onları daha da görünür (deyim yerindeyse kabak gibi ön planda ve dikkat çekici) kılmış (bu kısma dikkat). Yukarıdaki vidyo ise tek performans-eylemleri değilmiş. 2010’larda performans nedir, nasıl olabilir; müzeyi kamusal alandan sayar mıyız vb. sorularına da yer var işlerinde bana kalırsa.

Daha fazlası için:

http://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/13528165.2012.712343?journalCode=rprs20

http://www.tandfonline.com/doi/pdf/10.1080/09528822.2013.753187

kentte trubador

Mısır’daki gösteriler ve çadır protestolarından yola çıkan bir kısa vidyo, 2012’den. Benzer başka haber vidyoları gibi imanın şartları ile gençlerin sanatla karışmaları ve seslerini duyurmaları işlenmiş. Çok hoş. Tahrir Meydanı’ndan çok etrafındaki, yani kenarlardan da gelen harekete odaklanmış. Habercinin adeta Doğu Avrupalı aksanı sayesinde daha çok merak uyandıran vidyodaki birlik-beraberlik, hoşgörü, devlet-adalet-hayat nasıl olmalı ipuçlarına takılmadan iki şeyi not alayım:

  1. Arapça protestoların içindeki müzik, ezgi bir tek bana mı çok çarpıcı ve etkileyici geliyor? (örneğin İstanbul sokaklarında duyduğumuz ölgün, yavaş, boşluklu ve kısa sloganlar ile karşılaştırıyorum);
  2. Takside geçen “ülkeyi yeniden baştan kurmak lazım hocam” söylemi, inşaatçıların epeydir sağda solda önde arkada kısacası her yanda gözlemlenebilen tavrını andıran bir söylemmiş; dinlerken fark ettim. Ufak bir kesişme elbette. Eski binayı kentsel dönüştürmek adına yıkalım da yerine tıpkısını dikelim hem de daha pahalıya patlasın hevesinin aynısı olduğunu sanmıyorum. Değil. “Sistem o kadar yoz ki, yerle bir edip pırıl pırıl bir toprakla, tertemiz, sıfırdan başlamak lazım” hevesine daha yakın. Tembel muhasebesi. Hmm… Hiroşima? Toplama kampı? Beni baştan yarat yarışmaları? Ace ve Ayşe Teyze? “Hijyen temizliği” sözünü icat eden taze-şaşkın anne? Kötü mimar? (Kitsch bile değil bak, ayrı geçiyorum.) Kafamda yine çok soru var. Bu konuda pop-feylesof Zizek külliyatından yardım alacağım…

Bonus olarak, 3. Trubador mecazı benim aklıma nasıl oldu da gelmedi! Yürü be Journeyman Pictures! Trubador tabii. Duygusal, sakin ama lirik atarlı, eşiklerin şairi trubador.

Bonus olarak, 4.  Vidyodaki din adamı, bir karede Hint ineğinin takipçilerine giydirirken bir diğer karede, yemişim toleransı diyor galiba. Son sözü söyleyenin önceki konuşanlardan onay ve evet beklediği bir mantıksal açmaz mı var sanki orada? İlginç. Kente dair sanat yapmanın neresine düşer bu acaba?