bir binanin gozleri ve mimarinin elleri

Gecen kis ve bahar burada sinema vizyonunun atli ve savasci kahramanlari diriliyor, paganik bir aliskanlikla ön-ulusal gururlanma hikayesi bir afiste birlesiyor ve bize gurur verebilecek yeni ask masalinin ne oldugunu mujdeliyordu. Ondan birkac yaz once bu bina, ‘artik’ atil olmustu ve toplumsal bir hareketlenmenin gobegi olan Taksim’de sloganlara duvar gorevi de gordu, gostericiler ancak tepesine cikarak seslerini duyurabilecegini hatirla(d)(tt)i, ve iktidar da bundan kapacagi akli kapti. Gecen yaz ilahi bir gosteri sahnesinin izleyicisiydi bu binanin gozleri artik. Bir otoparkin ‘yani’, bir afis duvari, bir atil mekanizma, ama aslinda oyun sahnesi olarak, kendimize disaridan bakip buyuyecegimiz bir yer gibi dusunulmustu; yukaridaki kisa vidyonun da anlattigi gibi aslinda toplumsal arbedelerimizi izleyen bir seyirci oluverdi. Simdi kendimize hep iceriden bakabilecegimizi mujdeleyenlerin yanina katiliyor.
Bu kultur ‘merkezinin’ ilk defa tamamlandiktan bir sene sonra yandigini biliyor muydunuz? Mimarinin elleri icin ne buyuk cefa.

vidyo via http://www.inenart.eu/?p=3586

daha da fazlasi icin bkz. http://senseoftime.inenart.eu/?p=2692

Reklamlar

…toprağından beslenen?

Denk geldikçe buraya İstanbul’da gündelik hayatın ritminin nasıl kaydığını, saptığını, döndüğünü, yer değiştirdiğini belgeleyen linkleri topluyorum, elimden geldiğince. Bazen kuşlar, bazen boğalar, bazen kafalar, bazen insanlar, bazen deniz canlıları, bazen de makinalar, bazen kitaplar denk geliyor. Bu vidyoyu da iki sene öncesinden Taksim seslerini hatırlattığı için koyuyorum. Yeniden izlerken aklıma geldi; neden belli zamanlarda insanlar müziğe ve dansa dayanır böyle ortamlarda; ve oysa neden belli diğer zamanlarda bir şangırt ve detone çığlık tercih sebebidir? Bazen neden çizerler; tek başına bir çizgi çekmek için gereken sükunete ve şiddetsizliğe sahiptirler; tefekkürü sakin ve bireysel düzeyde kontrollü tutmak için mi çaba gösterirler? Bazen neden şakırlar, söylerler, hitap ederler; tefekkürün artık topluca, çok sayıda bir başkasıyla etkileşimli söylenmesi gerektiği zaman mı gelir? Bazen topluca şiddeti tefekkür edip, maalesef şiddet uzun süre elde durmayacak bir ateş topu gibi olduğundan tefekkür kısmı hep kısa sürüp atlama kısmına geçerler; şiddet için etkileşirler? (Etkileşim sözüne ısrarla olumlu bir değer yapıştırmak isterken, bu durum ne acı ama.)

Neyse, elimdeki kısaları yükleyene denk başkalarının belgelediği uzunları ve ortaları burada tutmanın uzun vadede faydası olur sanırım. Tematik ve tek bir amaca yönelik değil de, mekan odaklı olsun… Yani… aslında kafama takılan, iki yaz önce temel gereksinimleri hava, su, temiz, ucuz ve yaşanır zemin gibi haklar olarak yeniden tanımlayanları -bazen kuramcıların inalienable rights dediği, insan onuru için gerekli şartları – idareten tutanları değil dert edinenleri şimdilerde alandan topladığım notlarda yine görüyorum. Tabii ki insan onuru için gerekli şartlarla idare edenleri de görüyorum; onların seslerindeki başka bir duygu (ama ne?) Tema:doğa versus fıtrat gibi bir şey adeta; ama bunların ses ve müzikle alakasını anlatırken çok iyi kuramıyorum; ama ikna edici olmak adına başka bir ortamda yazmanın zamanı geldi. Sakin sakin yazmanın. Panik eşiği -benimki gibi- çok düşük olanlar için hatırlatma: yazı bazen kendini doğuruyor, sakin sakin.